Fikret Bila yazdı: Malta belgeleri açıklanırsa gerçek görülür…

32

Fikret Bila, Ermeni soykırımı iddiaları konundaki tarihi ve hukuki gerçekleri Milliyet gazetesinde Uluç Gürkan’ın “Ermeni Sorunu’nu Anlamak” başlıklı belge-söyleşi kitabına dayanarak belgelendirdi. Bila, so yazısını “soykırım iddiası öyle her önüne gelenin sallayacağı basit bir iddia değildir” diye sonlandırdı.

Akla ziyan bir tasarı

Fikret Bila – MİLLİYET (21.12.2011)
– Ermeni soykırımı olmamıştır, diyemezsiniz!
– Ama ben öyle düşünüyorum!
– Burada öyle düşünemezsiniz; düşünseniz bile söyleyemezsiniz!
– Neden?
– Burası Fransa da ondan…
– Fransa olunca ne oluyor?
– Suç oluyor!
– Nasıl bir suç bu?
– Öyle bir suç işte!
– Cezası nedir?
– Bir yıl hapis, 45 bin euro para cezası!
Şu Fransa’nın geldiği noktaya bakın…
İnsan hakları devrimini yapan şu Fransa’ya; Avrupa Konseyi’nin kurulduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin mimarlarından sayılan Fransa’ya…
Demokrasinin özü ifade özgürlüğüne ceza getiriyor…
Benim gibi düşünmeyeni hapse koyarım, diyor.
Türklerin Ermenilere soykırım uygulamadığını söylerseniz, hapsi boylayacaksınız.
Neden?
Sarkozy, 500 bin Ermeni’den oy almak istiyor da ondan…
Fransa böyle akla ziyan bir tasarıyı yasalaştırmak üzere…

Soykırım iddiası çürük
Ermeni soykırımı iddiasının dayanakları çürüktür. Türkler, Ermenileri soy olarak ortadan kaldırmak, kökünü kurutmak amacıyla bir katliama girişmemişlerdir. 1915 olaylarını böyle yorumlamak, sadece Türkleri ve Türkiye’yi soykırımcı ilan etme çabasıdır. Türk ve Türkiye düşmanlığının ifadesinden başka bir şey değildir.
Ermeni tehcirinin, ne Almanya’da ne Bosna’da ne de Ruanda’da örnekleri yaşanan soykırımlarla benzerliği vardır.
1915 olaylarında acılar yaşanmıştır.
Bu acıyı yaşayanlar sadece Ermeniler değildir, Türkler de yaşamıştır.
Bu acıların yaşanmış olması bir soykırım uygulandığı anlamına gelmez.
Yıllarca Türkiye’yi uluslararası parlamentolarda temsil etmiş olan Uluç Gürkan, kitaplaştırılan “Ermeni Sorununu Anlamak” isimli söyleşisinde şöyle diyor:
“Son zamanlarda soykırım iddialarının temel dayanağı olarak sunulan tehcir (zorunlu göç) 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin 1977 tarihli Ek 3 Protokolü uyarınca askeri gereklilik kapsamında değerlendirilmeye açıktır. Birinci Dünya Savaşı koşullarında Osmanlı Ermenilerinin silahlı isyanı ve Osmanlı topraklarını işgal eden Çarlık Rusya’sının yanında savaşa katılması tehcir uygulamasının askeri gereklilik bağlamında değerlendirilmesini haklı kılmaktadır.”
Malta yargılaması
Gürkan, ayrıca Ermeni katliamı iddiasıyla yapılan Malta yargılamasını da şöyle gündeme getiriyor:
“İkinci nokta, İttihat ve Terakki Partisi liderlerinin Ermenilere yapılan toplu katliam suçlamalarıyla iki yılı aşkın süre Malta’da tutulmaları, ancak bu konuda hukuki geçerliliği olan hiçbir kanıt bulunamayınca Londra’daki İngiliz Kraliyet Başsavcılığı iradesiyle serbest bırakılmalarıdır. Sevr Antlaşması’nın imzalanmasından sonraki safhası, Yahudi Soykırımı yargılamasının yapıldığı Nürnberg Mahkemesi ile aynı koşullara sahip olan Malta’daki yargılama sürecinin ‘Ermeni Soykırımı’ iddialarını kökten çürüten, ancak, unuttuğumuz, bize unutturulmuş hukuki sonuçların yeniden gündeme getirilmeleridir.”

Nefret suçu
Gürkan, ayrıca Fransa gibi Ermeni soykırımı iddialarını gündeme getirenlerin giderek Türklerden ve Türkiye’den nefret söylemine kaydıklarına dikkat çekerek suç işlediklerini de vurguluyor:
“Birinci nokta, Ermeni soykırımı suçlamalarının gerçek kişiler yerine ülkesi ve ulusuyla Türkiye halkına yöneltilerek bir nefret suçuna dönüşmüş olmasıdır. Batılı ülkelerin ceza yasalarında nefret söylemi, belli bir gruba karşı düşmanlık duygularını tetikleyen önyargılı ve ayrımcı bir şekilde kullanılması, biçiminde tanımlanmaktadır. Ermeni soykırımı iddiaları Türkiye’yi ve Türkiye halkını hedef alan diliyle ayrımcıdır, içeriğiyle de önyargılıdır. Türkiye’ye karşı düşmanlık duygularını tetiklediğine kuşku yoktur.”
Ermeni soykırımı yaşanmamıştır demenin suç sayılması bir yana; olmadığı halde Ermeni soykırımı yasası çıkarmış olmak bile başlı başına bir abesle iştigal örneğidir.
İsviçre gibi Fransa’nın yaptığı da budur…

 

Türklerin ve Ermenilerin acılarında Fransa’nın rolü yok mu?

Fikret Bila –MİLLİYET (24.01.2012)

Fransa Senatosu, Ermeni soykırımı yoktur demeyi suç sayan yasayı kabul etti. Böylece Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, bir seçim yatırımı uğruna Fransa’yı düşünce özgürlüğünün bulunmadığı bir ülke konumuna soktu. Kanunla tarih yapılabilseydi her ülke kendine göre bir “dünya tarihi” yazardı. Ama tarih kanunla yapılmıyor.

Masum Fransa!
Türkiye’yi soykırımcı ilan eden Fransa’ya bakalım. Fransa tarihi, Avrupa’da da, Afrika’da da sicili bozuk bir ülkedir. Fransa, önce tarihine bir bakmalı! Aynada yüzünü görmeli!
Fransa’nın tarihteki diğer suçlarını bir tarafa bıraksak bile bugün Türkiye’yi mahkûm etmeye çalıştığı Ermeni tehciri konusunda bile çok ciddi sorumluluğu vardır.
Fransa’ya şunu sormak gerekir:
-Adana’yı işgal ederken askerleriniz kimlerdi?
-Urfa’yı işgal eden Fransız üniforması altında Ermenileri kullanmadınız mı?
-Ya Antep’i işgal ederken “askerleriniz” kimlerdi?
Yanıt tarihte kayıtlıdır:
-Fransa ordusunun Ermeni askerleri…
Türk köylerinde yapılan katliamları da ayrıca sormak gerekli tabii ki…

Tehcirin nedeni
Bugün Türkiye’yi soykırımcı ilan etmeye çalışanların temel dayanağını Ermeni tehciri oluşturuyor. Tehcir, soykırım değildir.
Bir olayın soykırım sayılmasının kriterleri vardır. Ermeni tehciri, bu kriterlerin hiçbirine uymadığı gibi, nedenleri iyi araştırıldığında altından Fransa da çıkar…
Uluç Gürkan’ın son Ermeni Sorununu Anlamak kitabında belgeleriyle ortaya koyduğu gibi, Birinci Dünya Savaşı koşullarında Osmanlı Ermenilerinin silahlı isyanı ve Osmanlı topraklarını işgal eden Çarlık Rusyası’nın yanında savaşa katılması tehcir uygulamasının önemli nedenlerden biridir. Ki bu neden, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin 1977 tarihli ek 2 Protokolü uyarınca, tehcire dayanak olarak kabul edilen “askeri gereklilik” kapsamındadır.
Gürkan’dan okuyalım:
“Bernard Lewis’in ‘meşru nedenler’ dediği de budur. Lewis, Le Monde’daki başka bir değerlendirmesinde bu konuyu şöyle açıklamıştır:
Tehcir kararının meşru nedenlere dayandığı inkâr edilemez. Ermeniler, bazı Amerikan misyonerlerinin raporlarının ortaya koyduğu üzere, tehcir kararından önce de ele geçirdikleri köylerde zulümler yaptılar. Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya’yı kurtarıcı olarak gördüler ve onlara destek vermekle kalmayıp onların safında çarpıştılar. Bu durum Osmanlı Hükümeti’ni, bu sorunu eskiden beri başvurduğu tehcir yöntemiyle çözme kararına almaya itti. Ancak Osmanlı Hükümeti’nin Ermeni milletini yok etmek için bir plan ve kararı konusunda hiçbir ciddi delil mevcut değildir.”

Fransız askeri Ermeniler
Devam edelim:
“Fransız işgal kuvvetlerinin çoğunluğunun Ermenilerden müteşekkil olması Osmanlı Hükümeti’ni de rahatsız etmiştir. Hariciye Nazırı Reşid Paşa, İstanbul’daki Fransız Yüksek Komiseri Amiral Amet’e bir mektup göndererek Adana’yı işgal eden Ermeni askerlerinin esasen Osmanlı vatandaşı olmalarının istenmeyen olaylara yol açabileceğini belirtmiş. Ermeni askerlerin bölgeden acilen çıkarılmasını talep etmiştir.”
Fransa, Adana gibi Urfa ve Antep’in işgalinde de Ermenileri kullanmışlardır. Bu süreçte Fransa ordusuna mensup Osmanlı vatandaşı Ermenilerin bölgede yaptığı katliamlar da kanıtlarıyla ortadadır.
Tehcir acı bir olaydır. Bu acı olayı Türkleri soykırımcı olarak ilan etmek için kullanmak tarihin tekzip ettiği bir kurnazlıktır. Türklerin de, Ermenilerin de çektikleri acılara saygısızlıktır.

Malta belgeleri açıklanırsa gerçek görülür

Fikret Bila – MİLLİYET (28.01.2012)

İttihat ve Terakki liderleriyle ilgili olarak çoğu kişinin kulağına çalınmış bir, “Malta sürgünleri” olayı vardır, ama pek üzerinde durulmaz.
Osmanlı savaşı kaybedince İttihatçıların sürgüne gönderildiği yer olarak bilinir Malta…
Oysa Malta olayı bir sürgün gibi görülse; dillere ve belleklere öyle kazınmış olsa da, esas itibarıyla Ermeni iddialarıyla ilgili bir soruşturmadır.
Fransa’nın, “Ermenilere soykırım uygulanmamıştır” demeyi bile suç saydığı bugünlerde, İttihatçıların Malta’ya niye götürüldükleri ve orada ne olduğunu belgeleriyle açıklamak Türkiye açısından bir ihtiyaç haline geldi.
Eski TBMM Başkan Vekili Uluç Gürkan’ın, bu konuda üzerinde durulması gereken bir önerisi var.
Gürkan, “Türkiye Malta belgelerini İngiltere’den istesin” diyor. “İngiltere bu belgeleri ya Türkiye’ye versin ya da açıklasın” önerisinde bulunuyor. Bu sağlanırsa Ermeni soykırımı iddiasının geçersiz olduğunun, İngiliz Kraliyet Başsavcılığı tarafından da nasıl tespit ve kabul edildiğinin görüleceğini vurguluyor.

Malta nedir?
İttihatçılar Malta’ya neden götürüldü? Malta olayı nedir?
İngilizlerin, İttihat ve Terakki’nin 141 asker ve sivil yöneticisini Malta’ya götürmesinin nedeni Ermenileri toplu olarak katlettikleri iddiasıdır.
Malta olayı bugünkü deyimiyle Ermeni soykırımı iddiasını araştırmak üzere İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturmadır.
Önde gelen İttihatçılar, 1919-1921 yılları arasında Malta adasında tutulmuş ve iki sene boyunca Ermenilere soykırım uyguladıkları iddiası araştırılmış, bu yönde kanıtlar bulunmaya çalışılmıştır.
Malta soruşturması, kanıt bulunması halinde tıpkı Yahudi soykırımı nedeniyle Almanları yargılamak üzere kurulan Nürnberg gibi bir mahkeme kurulması amacıyla yapılmıştır.
İngiliz Kraliyet Başsavcılığı, Ermeni soykırımı iddiasıyla ilgili olarak ABD’de, Mısır’da, Kafkasya’da, Irak’ta kanıt aramış, ancak bulamamıştır.

Takipsizlik kararı
Gürkan’ın “Ermeni Sorunu’nu Anlamak” isimli kitabında vurguladığı gibi İngiliz Kraliyet Başsavcılığı, “Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin hukuken geçerli hiçbir kanıt bulunamadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiş, başka bir deyişle yargılamaya gerek olmadığı sonucuna varmıştır.
Herhalde İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın, bu kararı Türkleri sevdiği için vermediği ortadadır. Esasen Malta da Nürnberg gibi bir mahkeme kurulması hazırlıklarını yapmış; o zamanın Birleşmiş Milletler’i olan Milletler Cemiyeti’nde bu hazırlık kabul görmüştür. Milletler Cemiyeti’nin oturumlarında İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın dava açmaya karar vermesi halinde mahkemenin nasıl kurulacağı dahi konuşulmuştur. Milletler Cemiyeti, bu amaçla bir “Danışma Kurulu” da atamıştır.
Ancak dava açmayı gerektirecek bir kanıt bulunamadığı için İngiliz Kraliyet Başsavcılığı kovuşturmaya gerek olmadığına karar vermiştir.
İki yıl boyunca soykırım suçu işledikleri varsayılarak Malta’da tutulan İttihatçılar, başsavcılığın bu kararı üzerine serbest bırakılmışlardı.

Aranan yargı kararı
Fransa, 2001 yılında Ermeni soykırımının yapıldığına dair bir kanunu kabul etti. Şimdi de ifade özgürlüğünü bir yana bırakarak “Ermeni soykırımı yoktur” demeyi suç sayan bir kanunu Senato’dan da geçirdi. Hem de hiçbir belgeye, bir kanıta dayanmadan…
Oysa Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ne göre bir olayın soykırım sayılabilmesi için öncelikle bu yönde bir mahkeme kararının bulunması gerekiyor. 1915 olaylarının soykırım olduğuna ilişkin ulusal veya uluslararası hiçbir mahkeme kararı yok.
Ama aksini kanıtlayan bir yargısal karar var. Soruşturma yargısal sürecin bir aşaması olduğuna göre Ermeni soykırımı olmadığını gösteren bir yargısal süreç ve karardan söz edebiliriz. Bu süreç ve karar, bizim “Malta sürgünleri” deyip geçtiğimiz, İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın takipsizlikle sonuçlandırdığı soruşturmadır.
Sevr’e dayanıyor
Malta süreci ve soruşturmasının Türkiye’nin tanımadığı Sevr’e dayandığını da belirtmek gerekiyor. Malta, Sevr’e göre yürütülmüş bir sorgulama sürecidir.
Türkiye’nin Sevr’i tanımamış olması, bu süreçte ortaya çıkan gerçeğin de görülmemesi anlamına gelmez.
Bu itibarla eğer Malta belgeleri İngiltere tarafından açıklanırsa, Ermeni soykırımı iddiasının dayanaktan yoksun olduğu da anlaşılır.

 

Soykırım yapacak adam kendi adamını asar mı?

Fikret Bila – MİLLİYET-(29.01.2012)

Önce şuna bir bakalım: Osmanlı, Ermeniler için neden tehcir (zorunlu iç göç) kararı aldı?
Talat Paşa, bir sabah kalkıp Ermenileri göç ettirin mi, dedi?
Hayır…
1915 yılı Birinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli yılıydı. Osmanlı dört cephede savaşıyordu. Doğu’da Rus işgali tehdidiyle karşı karşıyaydı.
Aralık 1914’te Van’daki Ermeniler isyan ettiler. 27 Şubat 1915’te Ermeni çeteleri, Adilcevaz Van arasında 300 kişilik bir Osmanlı birliğine saldırmış, bu arada Van’da Varida Osmanlı Bankası, Duyün-u Umumiye, Reji, Posta ve Telgraf binaları ile Türklere ait çok sayıdaki evi bombalamışlardır. Mart 1915’te Rus birliklerinin Van’a doğru hareket etmeleri üzerine Van ve çevresindeki Ermeni çeteleri, Rusların yolunu açmak üzere harekete geçmişlerdir. 11 Nisan 1915’te Van’daki Türk askerleri ve siviller şehrin iç kalesine sığınmışlardır. 21 Nisan 1915’te Rus Çarı Nikolay II, Van Ermeni Devrim Komitesi’ne telgraf çekerek Ruslara hizmetleri nedeniyle teşekkür etmiştir. 24 Nisan 1915’te Van iç kalesinde Ermeni muhasarası altında bulunan Vali Cevdet Bey, İçişleri Bakanı Talat Paşa’ya telgraf çekerek civardaki Türk ve Kürtlerin barınaksız kaldığını, bu nedenle onların batı vilayetlerine naklinin gerektiğini bildirmiştir.(Uluç Gürkan, Ermeni Sorununu Anlamak, s. 79-93)
İşte Ermenilerin “soykırım günü” diye andıkları 24 Nisan 1915’te Osmanlı yönetimi, Van’daki olayların Ermenilerin bulunduğu diğer vilayetlerde olabileceği düşüncesiyle Türklere karşı savaş yanlısı Ermeni örgütlerini kapatma ve (27 Mayıs 1915) tehcir kararı alır.

Divan-ı Harp’te yargılama
Ermeniler yıllardır tehciri bir soykırım olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar. Tehcir sırasında acı olaylar yaşandığı, Türkler, Ermeniler ve Kürtler arasında karşılıklı saldırılar olduğu, insanların öldürüldüğü, köylerin basılıp yakıldığı biliniyor. Ancak Ermenilerin isyan ettikleri, çetelerinin Türk ve Kürt köylerini basıp köylüleri öldürdükleri, köyleri yağmaladıkları, Osmanlı askerlerine saldırdıkları, Ruslarla işbirliği yaptıkları unutuluyor. Bu acılar ortak acılardır.
Karşılıklı saldırıların ise, “Türkler, Ermenilere soykırım yaptı” biçiminde sunulması ise tarihi gerçeğe uygun değildir. Bu konuda mahkeme kararı olmadığı gibi Malta soruşturmasında, İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın dava açmayı gerektirecek kanıt bulamadığı ve takipsizlik kararı aldığını dün yansıtmıştık.
Bugün soykırım iddiasının neden doğru olmadığına ilişkin bir başka kanıtı sunalım.
Ermenileri katlettiği gerekçesiyle bir Ermeni tarafından öldürülen Talat Paşa, tehcir sırasında Ermenileri öldüren, kötü muamele yapan, mallarını yağmayan asker ve sivil kamu görevlileri ile halktan kişileri mahkeme karşısına çıkarmıştır. Bu mahkeme Divan-ı Harp’tir.
Savaşın bütün şiddetiyle sürdüğü bir yılda Talat Paşa’nın tehcir sırasında görevini kötüye kullandıkları gerekçesiyle asker ve sivil görevliler hakkında soruşturma komisyonları kurdurması ve Divan-ı Harp’te yargılatması bile bir soykırım niyeti olmadığının kanıtıdır.
Tehcir bölgelerinde inceleme yapan soruşturma komisyonlarının verdikleri raporlara dayanılarak 1673 kişi tutuklu yargılanmıştır. Yargılananların 528’i güvenlik görevlisi, 170’i kamu görevlisi, 975’i ise halktan kişilerdir. Bu kişilere yöneltilen suçlama ise adam öldürme, yaralama, Ermenilerin mallarına zarar verme, çalma, zorla para ve eşya alma, rüşvet, yağma, yankesicilik, Ermeni kızlarıyla izinsiz evlilik ve görevi suiistimaldir. 1916 yılına kadar Divan-i Harp’te verilen cezalar şöyledir: 67 ölüm cezası, 524 hapis cezası, 68 kürek, para, kale hapsi, pranga ve sürgün cezası, 224 beraat ve yargılamanın reddi(Gürkan, s. 94).
Ermeni cephesini destekleyenler bu yargılamanın sadece yolsuzluklarla ilgili olduğunu iddia ederek çürütmeye çalışıyorlar. Ama bu doğru değil. Divan-ı Harp yargılamalarında adam öldürme ve yaralama suçlamaları da vardır ve bu nedenle idam cezaları verilmiştir.
Soykırım niyeti
Şimdi şunu sormak gerekiyor:
Eğer Talat Paşa’nın, Osmanlı yönetiminin Ermenilere soykırım uygulama gibi bir niyetleri olsaydı, kendi askerlerini, sivil kamu görevlilerini ve halkı yargılayıp 67’sine idam olmak üzere, pranga, kürek, hapis cezaları verir miydi?
BM Soykırım Sözleşmesi’nin, soykırım iddiasında bulunabilmek için aradığı koşullardan biri “soykırım niyetiyle bir grubu yok etme”dir. Soyunu yok etme niyeti bir yana, Osmanlı, tehcir sırasında görevini kötüye kullananları ağır savaş koşullarında yargılamış ve idam dâhil cezalandırmıştır.
Soykırım iddiası öyle her önüne gelenin sallayacağı basit bir iddia değildir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.