Yarın 8 Mart..ulucgurkan.net

Mar 7 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Star
Yarın 8 Mart..

Kadın hakları için verilecek mücadele, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatma mücadelesiyle yakından bağlantılıdır.

Gelişmiş batılı ülkelerde, özellikle de ABD ve İngiltere'de, kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği zorlu mücadeleler sonrasında kazanılmıştır. Bu ülkelerde kadın hakları alanında büyük ilerlemeler sağlanmış olsa da, kadın ile erkek arasındaki eşitsizlik henüz bütünüyle giderilememiştir.

Yaşamın pek çok alanında “erkek egemenliği” sürmektedir. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerde, bu arada İslam coğrafyasında çok daha belirgindir. Dünyanın büyük bölümünde kadın hakları ne yazık ki anlamsız bir fantezi olarak algılanmaktadır.

Peki, Türkiye'de durum nedir? Türkiye, kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği konusunda batılı ülkelerin, örneğin AB standartlarının ne kadar yakınında ya da uzağındadır?

Bu soruya verilecek en doğru yanıt, “ne orada, ne burada, arada bir yerde” biçiminde olabilir.

Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, Türkiye'de kadınlar kendi hakları konusunda hiç bir dönemde, batılı ülkelerdekine benzer bir mücadele içinde olmamıştır. Buna karşın Cumhuriyet döneminde kadınlara hakları, birçok batı ülkesinden daha önce Atatürk tarafından verilmiştir. Deyim yerindeyse, “altın tepsi içinde” hazır bir biçimde sunulmuştur.

* * *

Hiç kuşkusuz, Türkiye'de pek çok kadın Atatürk ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği “kadın devriminin” farkındadır. Böylece kazanılan hakların kıymetini de çok iyi bilmektedir.

Ancak, bu kazanımların korunması ve daha da ileriye götürülmesi konusunda kadınlarımız yeterince örgütlü değildir.

İşte, din istismarı almış başını gidiyor. Kadın özgürlükleri can evinden tehdit ediliyor. Töre, ahlak ve benzeri gerekçelerle günlük yaşantıda belki de fazlaca önemsenmeyen bireysel özgürlükler ayaklar altına alınıyor. Kadının aile içindeki, özel ve kamu alanlarındaki kazanımları hiçe sayılıyor. Laik ve demokratik rejimimizi de hedef alan bu gayretler, aynı zamanda kadını toplumsal yaşamdan çıkarma amacını taşıyor.

Bu olumsuz gelişme kendiliğinden engellenemez. Karşı mücadele kaçınılmazdır.

* * *

Dün basında, 29 yaşındaki iki çocuk annesi E.A.'nın acıklı öyküsü vardı. E.A. kendisini döverek hastanelik eden kocasından boşanmaya çalışıyor, ancak davasını sonuçlandırmakta zorlanıyordu. Bu arada kocasının E.A.'yı “öldürmek kastıyla” kurşunlamasının da boşanmayı gereğince hızlandırmadığı anlaşılıyordu.

Ölüm tehditlerinin ardı arkası kesilmeyince de E.A. sürekli saklanarak yaşamak, mahkeme günlerini korkuyla beklemek zorunda kalıyordu. Ötesinde, hakkında ölüm kararı verdikleri söylenen kocasının ailesinin Diyarbakır'a kaçırdığı çocuklarını da göremiyordu.

Tamam, E.A.'nın korunması konusunda devleti ilgilendiren ciddi bir zafiyet var. Bunu sorgulamamız, ilgili devlet birimlerini göreve çağırmamız gerekiyor. Ancak bir soru da, E.A.'nın kapısını çalacağı, yardımını isteyebileceği bir kadın örgütünün olup olmadığıdır.

Kuşkusuz, hepimizin aklına bazı kadın örgütlerinin isimleri gelmiş olabilir. Benim kastettiğim bunlar değil. Etkili, el attığı konuda ses getiren sonuç alan bir örgüt arıyorum.

* * *

8 Mart Kadınlar Günü nedeniyle başlatılan eylemleri izliyorum. Sokaklarda, salonlarda toplanılıyor. Yürüyüşler, gösteriler yapılıyor.

Çoğunluğu hiç kuşkusuz iyi niyetli. Ancak ne kadarı Cumhuriyetin “ kadın devriminin” karşı karşıya olduğu tehlikeye parmak basıyor, bir araya gelip bu tehlikeye karşı kararlı bir duruş sergiliyor?

Bu konuda ciddi bir eksiklik var. Bu nedenle de Kadınlar Günü kutlamaları, zaman zaman amacının dışına taşan şovlara dönüşebiliyor.

Türkiye'de güçlü bir kadın örgütü oluşturmanın tam zamanıdır. Kadınlarımız, kaybedeceklerinin tehlikesini artık görebilmeli ve yeni bir kurtarıcı beklemek yerine kendileri harekete geçmelidir. Kadın hakları için verilecek mücadele, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatma mücadelesiyle yakından bağlantılıdır.