UĞUR MUMCU'YA YENİLENEN MEKTUPulucgurkan.net

Oca 24 2007 Etiketler : Uluç Gürkan, Boş Duvar
UĞUR MUMCU'YA YENİLENEN MEKTUP

Sevgili Uğur, bu yıl burada neler oldu neler.. İyisi mi ben sana, Abdullah Gül Atatürk'ün koltuğuna oturmaya çalışıyor diyeyim de gerisini sen anlayıver

Uğur Mumcu’ya Mektup - 2007

Sevgili Uğur, bu yıl burada neler oldu neler.. İyisi mi ben sana, Recep Tayyip Erdoğan'ın "ruh ikizi" ve Başbakanlık yolundaki "emanetçisi" Çankaya’da Atatürk’ün koltuğuna oturmak için gün sayıyor diyeyim de gerisini sen anlayıver.

TBMM’nde “sine-i millet” silahına başvurulması bunu önleyebilirdi.

Anayasada, Cumhurbaşkanı seçiminin ilk iki turu dahil bazı işlerin yapılması TBMM’nin üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun olması koşuluna bağlanıyor. Önce CHP milletvekillerinin, ardından toplumsal baskıyla öteki muhalefet partileri ile bağımsızlardan bazı milletvekillerinin istifalarıyla TBMM üye tam sayısı üçte iki çoğunluğun, sayısal olarak 367 kişinin altına düşürülseydi, cumhurbaşkanı seçiminden önce genel seçime gidilmek zorunda kalınabilirdi.

Bunu öngören yazılı bir hüküm olmasa da, bazı görevlerini yapmak için yeterli üyesi olmayan TBMM’nin seçimden kaçınması düşünülemez. İstifaların TBMM’nde onaylanmaktan kaçınılmaya çalışılması da bu durumu değiştirmez.

Sana nasıl anlatayım bilemiyorum. Bu yolu kimse zorlamadı. TBMM’nde muhalefet “sine-i millet” silahını gündemine dahi almadı.

* * *

Sevgili Uğur, günlerdir düşünüyorum. Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilirsene ne olur diye..

Biliyorsun, Türkiye’de Cumhurbaşkanı “Devletin başı”dır. Bu sadece temsili bir konum değildir. Cumhurbaşkanının devlet düzeniyle ilgili belirleyici yetkileri de vardır.

Bu bakımdan, laik ve demokratik Cumhuriyetin son kalesi sayılan Cumhurbaşkanlığı makamının ele geçirilmesi, aslında devletin ele geçirilmesiyle eş anlamlıdır.

Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri ile Danıştay üyelerinin dörtte biri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı vekili Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Cumhurbaşkanı ayrıca, Yüksek Öğretim Kurulu üyeleri ile üniversite rektörlerinin de seçimini yapmaktadır.

Bu seçimlerin AKP zihniyetiyle yapılması halinde laikliğe nihai darbenin vurulacağından ve din devletine giden yolun ardına kadar açılacağından korkuyorum ben. Tayyip Erdoğan’ın ikide bir “finişe yaklaştık” demesinden de bu nedenle fazlasıyla rahatsız oluyorum.

Sevgili Uğur, Tayyip Erdoğan ya da tarikat geleneğinden bir başka AKP’li Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı olursa neler olacağını düşünebiliyor musun?

AKP’nin devletin kilit kadrolarına yetleştirmek isteyip de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den “sakıncalı” bulundukları için dönen üçbini aşkın “dini bütün” yandaşın ataması bir çırpıda yapılmayacak mı? Türban bir siyasal simge olarak kamusal alanda da fiilen serbest bırakılmayacak mı? Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den dönen imam hatipliler, kaçak Kuran kursları ve yasa dışı tarikat yurtlarıyla ilgili onlarca yasal düzenleme hemen hemen yürürlüğe sokulmayacak mı?

* * *

Sevgili Uğur, laik Cumhuriyetin son kalesi sayılan Cumhurbaşkanlığı makamınında böylesine bir değişim, Atatürk’ten ve Onun“en büyük eserim” dediği laik Cumhuriyet düzeninden alınacak rövanş niteliğindedir.

Türkiye’de köktendinci çevrelerin bu rövanşı “cihat” olarak algıladığını sen de yazmıştın.. Bu çevrelerin cihat anlayışı, dinsizliğe ya da başka dinlere karşı değildir. Türkiye’nin kurtuluşunun ve Cumhuriyetin kuruluşunun öncüsü Mustafa Kemal Atatürk’ü hedef almaktadır.

Sevgili Uğur, şimdi senin adınla bu ülkenin aydınlık insanlarına, ülkemizin birliğinden, bağımsızlığından ve laik düzeninden yana olan çoğunluğuna sormak istiyorum. Atatürk’ün rövanşını verecek miyiz? “Geliyorum” diyen karanlığa daha ne kadar seyirci kalacağız? Payımıza düşeni belirleyip mücadeleye girişmekten bu kez de kaçınacak mıyız?

Bugüne kadar verdiğimiz görüntü, ne yazık ki pek içaçıcı değil Sevgili Uğur. Atatürk’ün sırtına oturmuş, hala bizim adımıza Onun ücadele etmesini bekliyoruz.

Duyarsızlıklarımız, umursamazlıklarımız ve korkularımız diz boyu. Atatürk’ün sırtından inip bir türlü doğrudan mücadeleye kendimiz giremiyoruz.

Korkarım, bu koşullarda Atatürk dahi bizi taşımakta zorlanabilir..

* * *

Sevgili Uğur, sana bu yıl da üzücü bir haberim var. Agos gazetesinin yayın yönetmeni ve baş yazarı Hrant Dink’i de korkak bir saldırıya kurban verdik.

Tetikçi yakalandı. Suçunu da itiraf etti. Buna rağmen senin “neye yarar” dediğini duyar gibiyim.

Haklısın Sevgili Uğur. Aradan onlarca yıl geçti, ama biz süregelen siyasi cinayetler konusunda başlattığın araştırmayı bir arpa boyu dahi olsa ilerletemedik.

Hangisini sayayım.. Abdi İpekçi’den Çetin Emeç’e, Sevgili Hocalarımız Muammer Aksoy’dan Ahmet Taner Kışlalı’ya, Tarık Dursun’dan Bahriye Üçok’a, Necip Haplemitoğlu’na onca Atatürkçü kahpece katledildi. Bütün bu siyasi cinayetler zincirini bir bakıma senin adınla özdeşleştirdik, ama arka planda hangi güçler var, tetikçileri nasıl finanse ediyorlar, somut olarak ortaya koyamadık. Deyim yerindeyse, bu konuda yıllardır yerimizde sayıyoruz.

Hrant Dink cinayeti bu bağlamda, Türkiye düşmanlığı ateşini alevlendirdiği için de önem taşıyor.

Dahili ve harici bedhah güruhu, bu acı olayı fırsat bildi. . Türkiye günlerdir “farklı kimliklere”, açık anlatımıyla azınlıklara; farklı düşüncelere tahammülü olmayan, hoşgörü göstermeyen barbar insanların yaşadığı bir ülke olarak aşağılanmaya çalışılıyor. Olaya gösterilen tepkinin, etnik ve dinsel ayrımcılığı reddeden, düşünce özgürlüğüne tam kucak açan bir ulus-devlet dayanışması sergilemesi görmezden geliniyor.

* * *

Sevgili Uğur, bu mektupları sana bilgi iletmek amacıyla yazıyorum. Ancak her defasında bu amacımı aşıyorum. Bu yıl da yakınmaktan kendimi alamadım.

Öyle görünüyor ki, her bir parçandan yeniden doğmayı ve Atatürk’ün sırtından inip çağdaş uygarlık yolunda daha iyi, daha bir Türkiye’nin mücadelesinde hepimiz payımıxa düşeni gerçekten yapmadıkça, benim yakınmalrın önümüzdeki yıllarda da sürecek.