Türk Gladiosu mu?.ulucgurkan.net

Oca 14 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Star
Türk Gladiosu mu?.

Umarız Ağca'nın tahliyesi, Gladio' nun Türkiye'deki varlığını ve etkisini yansıtmıyordur. Devlet bu pislikten kendisini bütünüyle arındırmıştır ve kalıntılarından da hesap sorabilecek konumdadır.



Mehmet Ali Ağca korunuyor mu? Korunuyorsa, bu katili kim koruyor, hangi nedenle koruyor?

Bu sorular, Ağca'nın Türkiye'deki yargılanış ve cezaevinde tutuluş komedisinin ürünüdür. Kısaca özetleyelim.. Mehmet Ali Ağca, Türkiye'nin en saygın gazetecilerinden Abdi İpekçi'ye Şubat 1979'de düzenlenen suikastın tetikçisi olarak yakalandı. Suçunu itiraf da etti. Ancak mahkemede inkar yoluna saptı ve “cinayetin gerçek faillerini açıklayacağı” tehdidini savurdu. Ardından Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı.

Bu olay, Ağca'nın sözde ülkücü arkadaşlarının marifeti olarak açıklanamaz. Son derece iyi korunan Maltepe Askeri Cezaevi'nin dışarıdan bir baskınla sekiz kontrol noktasının da bir anda ele geçirilmesi hiç inandırıcı değildir.

Aynı şekilde, bu olayla ilgili olarak ne kaçanın ne de kaçıranların yakalanamaması, bu arada Ağca ve arkadaşlarının Nevşehir Emniyet Müdürlüğü'nden sahte pasaportlar edinip yurt dışına transferleri de tesadüf olamaz. Devletin içinden örgütlü ve son derece güçlü bir desteğin sağlandığı kesindir.

Ne dersiniz, bu destek hala sürüyor olabilir mi? Haluk Kırcı'nın cezaevinden “hatalı” tahliyesinin ardından Mehmet Ali Ağca'nın da “eski af yasaları”(*) , “Ceza Yasası'nın yeni düzenlemeleri”, “İtalya'da yattığı süre” ve “şartlı salıverme hükümleri” kapsamında tartışmalı bir biçimde salınması böylesi bir anlam taşıyabilir mi?

Ağca ve Kırcı gibi teröristlerin sıradan katil muamelesi görerek serbest bırakılmaları doğal değildir. Bunun olmasında görünmez bir elin, özel bir gerekçeye dayalı zorlamasını aramak yadırganmamalıdır.

Bu konudaki soru işaretlerinin bütün açıklığıyla yanıtlanması, sadece Abdi İpekçi'nin değil, yakın tarihimizdeki daha başka faili meçhul cinayetlerin de üzerindeki sis perdesini aralayabilecek önemdedir.

* * *

Güncel Yayıncılık tarafından yayınlanan Daniele Ganser 'in “NATO'nun Gizli Orduları” adlı çalışmasında, yanıtın önemli bir bölümünü derli toplu olarak bulmak mümkün.

Daniele Ganser, NATO üyesi ülkelerde ortak bir çalışmayla gizli ordular kurulduğunu, bu orduların “komünizme karşı mücadele” şemsiyesi altında çeteleştiğini ve uyuşturucu dahil pek çok kirli işe bulaşarak “kendileri terörizm yaratan ağlar ” haline geldiğini belirtiyor.

İtalya'daki “Gladio” adıyla ünlenen bu ordulardan birisinin de Türkiye'de kurulduğu, uzun yıllar CIA tarafından desteklenen bu yapının 1970'li ve 1980'li yılların sağ kanat terör eylemlerine bulaşmak yanında çok sayıda faili meçhul cinayete de karıştığı biliniyor.

Ganser, Mehmet Ali Ağca'nın hem Abdi İpekçi'ye hem de Papa II. Jan Paul'a kurşun sıkarken “ Gladio görevlisi” olabileceği izlenimi veriyor.

Susurluk kazasında ölünceye kadar, “Türk Gladio” sunun Türkiye'deki ve yurtdışındaki operasyonlarında önemli roller üstlenen Abdullah Çatlı'nın Eylül 1985'te Roma'daki ifadesi, bu bakımdan özellikle önem taşıyor. Askeri cezaevinden kaçtıktan sonra Ağca'yı evinde saklayan Çatlı, bu ifadesinde Ağca'ya sahte pasaport temin ettiği gibi, Papa suikastında kullandığı silahı da kendisinin temin ettiğini bildiriyor. Çatlı ayrıca, Batı Alman gizli servisi BND'nin kendisiyle bağlantı kurduğunu ve Papa suikastıyla ilgili olarak ülkücülerin sponsorluğunu Bulgar İstihbaratı ve KGB'nin üstlendiği izlenimi vermesi karşılığında para teklif ettiğini öne sürüyor.

Peki, Gladio Abdi İpekçi'den ne istemiş olabilir?

Ganser, İpekçi'nin “Türk sağının terör bağlantıları ve bu teröre yönelik CIA desteğiyle ilgili ciddi araştırmalar üzerine odaklandığını” , CIA istasyon şefi Paul Henze'yi “şiddeti durdurmaya çağırdığını” , ancak daha sonra Uğur Mumcu'nun da başına geldiği gibi “devletin en karanlık sırlarını ve vahşetin asıl kaynağını açıklarken hayatını riske attığını” yazıyor.

Umarız Ağca'nın tahliyesi, Gladio' nun Türkiye'deki varlığını ve etkisini yansıtmıyordur. Devlet bu pislikten kendisini bütünüyle arındırmıştır ve kalıntılarından da hesap sorabilecek konumdadır.

----------

(*) Bir yanlış anlamaya yol açmamak için yazmam gerekiyor.. Rahşan Ecevit'e mal edilen af yasasının oylamasında parlamentodaydım. “Ret” oyu veren iki DSP milletvekilinden biriydim. Bu yasaya karşı olduğumu TBMM kürsüsünde oylama öncesinde açıkladım. Bu husus basında da yer aldı.