TCK'NIN 301'inci MADDESİ VE KORUDUKLARIulucgurkan.net

Eyl 22 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Boş Duvar
TCK'NIN 301'inci MADDESİ VE KORUDUKLARI

Yeni Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesi kimi ve neyi koruyor?

Madde metnine bakınca, “Türklüğün, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin” korunduğunu düşünmek gerekiyor. Çünkü metinde, bunları “alenen aşağılayanların” 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları öngörülüyor.

Ancak uygulamada bütünüyle aksine bir durum gözleniyor. En son Elif Şafak davasında da açıkça görüldüğü gibi, Türkiye 301’inci madde yüzünden kendi kendisine zarar verir duruma gelmiş bulunuyor.

Uygulamada madde, hukukçular arasında farklı biçimlerde yorumlanıyor. Kimi hukukçular, başkaları tarafından söylenen olumsuz sözlerin nakledilmesini bile 'suç' sayabiliyor. O sözler, nerede, nasıl ve hangi amaçla yayınlanmış olursa olsun, şikayet konusu olabiliyor ve davalar açılabiliyor.

Tam bir karmaşa.. Bu da 301’inci maddenin belirsizliğinden, açık anlatımıyla herkesin kendine göre yontacağı ve “Türklük” vurgusuna dayanarak ırkçılığı ön plana çıkarabileceği bir içerik taşımasından kaynaklanıyor.

Gerekli yasal değerlendirme yapılmadan, onun bunun öfke dolu şikayetiyle rasgele açılan davaları hep birlikte izliyoruz. Bu davalar, Türkiye’de düşünce ve anlatım özgürlüğü olmadığına bütün dünyayı inandırıyor. Türkiye düşmanlarının değirmenine durmaksızın su taşıyor.

Sonuçta, “suçun yasal unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle tek celsede, hatta suçlananların savunmasının alınmasına dahi gerek duyulmadan yargıda gerçekleşen beraat kararları da Türkiye hakkındaki bu olumsuz kanıyı değiştirmiyor.

Dahası, aralarında Elif Şafak ve , Orhan Pamuk gibilerinin de olduğu üç-beş kişi de hiç hak etmedikleri ün ve paraya kavuşuyor.

Bu arada, hükümeti ve meclisiyle, yani yürütme ve yasama organlarıyla AB ve IMF’e aşırı duyarlılık sergileyen Türkiye’de yargının da aynı kıskaca düşürüldüğü izlenimi yaratılmış oluyor. Yargının, ceza yasasının 301’inci maddesine yaptığı ince ayarlar, Avrupa Birliği istediği için yapılmış havasına sokulabiliyor. böyle oldu diye değerlendirilebiliyor.

Nihayet, düşünce suçu bağlamındaki yasal düzenlemelerin belirsizliği, aydın olmayı Türkiye ve Türklük karşıtlığıyla özdeşleştiren üç beş kötü niyetli kişinin ötesinde, Türkiye’nin gerçek yazarları, sanatçıları ve aydınlarını da sanık sandalyesine oturtabiliyor. Örneğin, beş bin yıllık tarihi aydınlatan 93 yaşındaki bilim kadını Muazzez İlmiye Çığ.. Örneğin İlhan Selçuk..

Ancak ne bizim basın, ne de Batı basını, sanık sandalyesine gerçek bir aydın oturtulduğunda bunu haber değerinde görmüyor. Onlar varsa yoksa, Elif Şafak ve Orhan Pamuk gibilerle ilgileniyor.

Türkiye kendi kendinse daha fazla zarar vermemelidir. 301’inci maddenin sorun yaratan belirsizliğini öncelikle gidermelidir.

Burada yapılması gereken bellidir. Bana “Türkiyelilik” safsatasını da anımsatan ve uygulamada istismara kapı açan 'Türklük' gibi sınırı belirsiz bir kavram yerine 'Türk ulusu' gibi somut bir kavram kullanılabilir. 'Aşağılama' gibi her türlü eleştiriyi de kapsayabilecek suç tarifinin yerine bütün dünyada kullanıldığı biçimiyle 'nefrete' işaret eden çok daha belirgin ölçütler getirilebilir. Suçun kovuşturulması da, önceki ceza yasanındaki biçimiyle “izne tabi” tutulabilir..

Bu yapılırsa, Elif Şafak ve Orhan Pamuk gibi belli kişilerin “tek celsede beraat” kararlarıyla hem yurt içinde hem de yurt dışında iyice şişirilen balonları da hak ettikleri biçimiyle söndürülmüş olur.