Stratejik Vizyonulucgurkan.net

Nis 29 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Star
Stratejik Vizyon

Türkiye çıkarlarını somut olarak sahiplenmez, sadece işin edebiyatıyla savunursa, ABD'ye istediklerini verirken kendisini koruyamaz.

Türkiye ile ABD arasında ortak bir “Stratejik Vizyon Belgesi” hazırlanacak..

Deniliyor ki, konu başlıkları üzerinde “ilkesel mutabakat” sağlandı. Şimdi uzmanlar belgenin içini doldurmaya çalışıyor. İki ülke arasında k arşılıklı “güven krizi” yaratan, Irak, İran, Kıbrıs ve bağlantılı sorunlarda “kesişen ortak çıkarlar” belirleniyor. Böylece, Türkiye-ABD ilişkilerinin günlük dalgalanmalardan kurtarılması ve “karşılıklı güven temelinde” stratejik işbirliğinin “ ileriye götürülmesi” amaçlanıyor.

Gerçekten olabilir mi? Türkiye ile ABD arasındaki soğukluk, sadece taraflar bir araya geldi ve ortak bir vizyon belgesi hazırladı diye aşılabilir mi? Belgenin içeriğinin hiç mi önemi yok?

* * *

Bu konuyu sağlıklı olarak tartışmak için, öncelikle “Stratejik Vizyon Belgesi” ne anlama geliyor, bunun belirlenmesi gerekiyor.

Türkiye'nin ABD ile ilişkileri, Soğuk Savaştan buyana, Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçevesi'nde yürütülüyor.

2000'li yıllara girilirken, devrin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit ve ABD Başkanı Clinton, ilişkileri “Stratejik Ortaklık” kavramıyla tanımlanmaya başladılar. Ancak, kavramın içini doldurmadılar, ya da dolduramadılar.

Kavram, ABD Başkanlığı'na Bush'un gelmesiyle gündemden düştü. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) kapsamında Irak'ın işgali için ABD askerlerinin Türkiye topraklarını kullanmasına TBMM'den istenen izin verilmeyince de bütünüyle tarih oldu.

Aslında bu kaçınılmazdı. Çünkü Bush'un, bölgedeki enerji kaynaklarının kontrolü için uygulamaya koyduğu GOP, Türkiye'nin çıkarlarıyla örtüşmüyordu. Tam aksine, pek çok bakımdan Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla çelişiyordu.

Ötesinde bu proje, ABD'nin dünyada İngiltere ve İsrail dışında hiç bir ülkeyle gerçek anlamda stratejik ortaklığının söz konusu olamayacağını da açıkça gösteriyordu.

Dolayısıyla, hazırlanan “Stratejik Vizyon Belgesi” ile yeni ve daha gerçekçi bir stratejik ortaklık konseptinin oluşacağı söylenemez. Bu yöndeki açıklamalar, olayın çarpıtılmasından öteye bir anlam taşımaz.

* * *

Türkiye'nin ABD ile ilişkilerini, daha fazla gecikmeden “karşılıklı çıkar dengesi” temelinde yeniden oluşturması gerekmektedir. Bu anlayışın, “Stratejik Vizyon Belgesi” ne de somut olarak yansıması kaçınılmazdır.

Örneğin, terörle küresel mücadelede “ortak tutum” ve “etkin işbirliği”, belgede öngörülen biçimiyle nasıl gerçekleşecektir? PKK'nın Kuzey Irak'tan sökülüp atılması için birlikte neler yapılacaktır? İşbirliğini ciddi biçimde arttırmaktan söz eden ABD, ne zaman hareket geçecektir? Irak sınırında PKK'yı takip eden ve sınır ötesindeki kampları vuran Türk Silahlı Kuvvetlerine engel olmaya kalkışacak mıdır?

Bunun ötesinde, belgede “NATO zemininde” olacağı belirtilen “ askeri işbirliğinin” ve “ortak hareketin” ucu nereye kadar açıktır? İleride bir gün, İran'ı da kapsayacak mıdır?

Kıbrıs'a gelince, belirlenmesi öngörülen ortak tutum, KKTC üzerindeki haksız ambargoların kalkması yolunu açacak mıdır?

* * *

Türkiye ile ABD ilişkilerinde karşılıklı çıkar dengesinin gerçekten kurulması, bu sorulara Türkiye lehine somut yanıtlar verilmesiyle mümkündür.

Bu, olmayacak bir iş değildir.. Hiç kuşkusuz, Türkiye'nin karşısında dünyanın günümüzdeki tek süper gücü vardır.Kimse bunu görmezden gelemez. Ancak, karşıdaki süper güç diye, her denilene boyun eğen bir teslimiyetçilik de gerekmez.

Türkiye, bölgesinden aldığı güç ve silahlı kuvvetlerinin ağırlığıyla, önemli bir “dünya oyuncusu” konumundadır. Ulusal çıkarlarını mutlaka koruyacağını, ödün vermesinin hiç bir koşulda söz konusu olamayacağını, ABD dahil bütün muhataplarına, eğilip bükülmeden dimdik bir kararlılıkla anlatabilir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak ve İran sınırındaki konumu, bunu yapabileceğinin kanıtıdır.

Sınırlardaki sınırlı bir askeri hareketlilik, Irak-PKK ve İran konularında Türkiye'ye, ulusal çıkarlarına uygun bağımsız politikalar izleme avantajı sağlamıştır.

Bu avantaj, maddi temeli olmayan “stratejik ortaklık” edebiyatıyla masada kaybedilmemelidir. Türkiye çıkarlarını somut olarak sahiplenmez, sadece işin edebiyatıyla savunursa, ABD'ye istediklerini verirken kendisini koruyamaz.