Rejim Hesaplaşması..ulucgurkan.net

Mar 9 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Star
Rejim Hesaplaşması..

TSK'yı hedef alan böylesine iddialı bir rejim hesaplaşmasının bir hukuk belgesine nasıl girdiğini irdelemek görevimizdir.

Van Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın Şemdinli iddianamesi, “idealist, entelektüel bir savcının maksadını aşan işgüzarlığı” olabilir mi?

Hükümetin “etkili bir bakanı” böyle demiş. Ancak ben kuşkuluyum. Kuşkum, Van Savcısı'nın bir süre önce basına yaptığı bir açıklamaya dayanıyor. Savcı bu açıklamasında, Şemdinli'de olanların örgütlü çete suçu olmadığını, bu nedenle olayın DGM'lerin yerine kurulan özel Ağır Ceza Mahkemesi'nde “yetkili savcı” olarak kendisinin değil “normal savcıların” görev kapsamına girdiğini söylemişti.

Van Savcısı'nın şimdi bu görüşüşünü değiştirdiği anlaşılıyor. Aynen daha önce Rektör Yücel Aşkın hakkındaki “fişleme iddiaları” için verdiği “görevsizlik” kararından vazgeçip rektörü tutuklattırması gibi..

* * *

Böylesi karar değişiklikleri, idealistlik ya da entelektüellik olamaz. İşin özü, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Yücel Aşkın olayına yaptığı atıfta aranmalıdır.

Anımsanacaktır, Savcı Sarıkaya Rektör Aşkın'la ilgili iddianameyi hazırlık aşamasındayken bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklamıştı. “Suç işlediği” söylenince de kendisini, “o basın metnini önüme koydular, okudum” diyerek savunmuştu.

Ne dersiniz? Deniz Baykal Şemdinli iddianamesinin de savcının “ önüne koyulduğunu” mu ima ediyor?

Bu konuda benim de aklıma takılan bazı sorular var.

Birincisi, eğer tepkiler nedeniyle paniğe kapılmadıysa Van Savcısı, iddianamesine hak im olmadığı izlenimi veriyor. Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ı “ çete kurmak ve yargılamayı etkilemek” iddialarıyla suçlayıp soruşturma istemiyle Genelkurmay Askeri Savcılığı'na başvurmasına karşın, basına “Ben Büy ük anıt'ı suçlamadım” diyebiliyor.

İkincisi, Rektör Aşkın'ı göreve gelmeden yapılan bir ihaleye fesat karıştırmakla suçlayan Savcı, Orgeneral Büyükanıt'ı da Şemdinli'de patlayan bombalarla on yıl önceki Diyarbakır görevi nedeniyle ilişkilendiriyor.

Üçüncüsü, iddianamede çetecilik suçlamaları kanıt niteliği taşımayan ihbar mektuplarına dayandırılırken, kuşkulu ilişkileriyle dikkat çeken bir kişinin TBMM Şemdinli Komisyonu'nun raporuna sokulamayan soyut iddialarıyla Orgeneral Büyükanıt hedef alınıyor. Van Savcısı, bu iddiaları kendisine gönderen TBMM Komisyonu Başkanı'na “Raporunuza almadığınız bu iddiaların hukuki bir değeri olamaz” diyemiyor. Bu arada, hiç bir hukuki anlamı olmadığı halde iddianamedeki “ kan ve gözyaşı üzerinden politika üreten, menfaati için devleti kullanmaktan çekinmeyen güçlerin birtakım üst makamlara gelmesi devletin bekası için tehlike oluşturacak” özetindeki sözlerle de Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanlığı'nı istemeyenlere keyif veren bir vurgu da yapıyor.

* * *

Hiç kuşkusuz, Şemdinli'de ne olduğunu anlamak, eğer varsa yasadışı çeteleşmeleri ortaya çıkartmak, ülkenin Güneydoğusunda da teröre rağmen demokratik, hak ve özgürlüklere saygılı bir yönetim oluşturmak kaçınılmazdır. Terörle mücadele amacıyla da olsa, güvenlik görevlilerinin yasa dışına çıkması, terör örgütlerinin eylemlerinin benzerlerini yapması, hukuk devleti içinde savunulamaz.

Ancak bu gerekçeyle, güvenlik kuvvetlerinin topyekun yıpratılması sonucunu verecek bir sorumsuzluğa da izin verilemez.

Şemdinli iddianamesinin üslubu bu bağlamda oldukça düşündürücüdür. Orgeneral Büyükanıt'ın önünün kesilmesinin ötesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve yirmi yılı aşkın süredir teröre karşı onbine yakın şehidin canı pahasına verilen mücadelesi hedef alınmaktadır.

TSK “emir komuta zinciri içinde” terör mücadelesinde yasa dışı yöntemlere başvurmakla suçlanmaktadır.

Şemdinli iddianamesi bu üslubuyla, bir tür “rejim hesaplaşması” özelliği de taşımaktadır. Terör mücadelesinde TSK'nin güvenirliğinin yıpratılması, Türkiye'nin güneydoğusunun Kuzey Irak'ta oluşturulan Kürt devletinin etkisine açılması niyetini içermektedir. Ötesinde iddianamede , “ Kürt milliyetçiliği” ve “siyasal İslam'ı” temel tehdit olarak algılayan Cumhuriyetçi “sivil ve askeri bürokratik elitin” AKP iktidarını “ risk faktörü” olarak gördüğü ve “tavır geliştirdiği” yolunda dehşetengiz bir değerlendirme de yer almaktadır.

TSK'yı hedef alan böylesine iddialı bir rejim hesaplaşmasının bir hukuk belgesine nasıl girdiğini irdelemek görevimizdir.