LÜBNAN'A ASKER GÖNDERMEK!ulucgurkan.net

Ağu 22 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Boş Duvar
LÜBNAN'A ASKER GÖNDERMEK!

Lübnan'a asker kararını TBMM halkoyuna sunmalı



Boş Duvar – 22.08.2006

Uluç Gürkan

Halkoyu olmadan asla.. *

Lübnan’a asker göndermek, günümüz koşullarında Türkiye’nin yararına değildir. Uluslararası politikada etkili bir aktör olmanın, Ortadoğu’nun bugününde ve yarınında etkili bir rol oynamanın tek yolu da bu olamaz..

Kuzey Irak’ta kendi güvenliğini sağlamak için risk almayan, teröre karşı meşru müdafaa hakkını kullanmaktan kaçınan bir ülke, Lübnan’da ne yaparsa yapsın Ortadoğu’da ben de varım demiş sayılmaz.

Ötesinde, Türk askerinin Lübnan’da konuşlanacağı yerin ve üstleneceği görevin barışa nasıl bir katkı sağlayacağı, bu arada Türkiye’nin çıkarlarıyla nasıl örtüşeceği belirsizdir.

Öncelikle, Lübnan’a gönderilecek Birleşmiş Milletler (BM) barışgücünün görev çerçevesi tam olarak çizilmiş değildir. Bu konudaki BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararı yoruma açıktır.

Kararın 8. paragrafı, Hizbullah’ın silâhsızlandırılmasını; Litani nehrinin kuzeyinden İsrail sınırına kadar olan bölgenin, Lübnan hükümeti ordusu dışında, askerden arındırılmasını; Lübnan’a silâh ve yabancı asker sevkiyatının salt hükümetin rızasıyla olabileceğini öngörmektedir.

Peki, bu karar nasıl yaşama geçirilecek?

11. paragrafın b. bendinde BM barışgücüne, Lübnan ordusuna İsrail ordusu çekilirken güneydeki mâlum bölgenin kontrolünü ele almasında eşlik etmesi ve onu desteklemesi görevini yüklüyor. Ötesinde e. bendinde, 8. paragrafta belirtilen işlerin icrası için Lübnan ordusuna yardım etmesini öngörülüyor.

Bu durumda, BM barışgücünün muharip birlikleri de içermesi kaçınılmaz görülüyor.

Nitekim, BM tarafından Lübnan’a gidecek uluslararası gücün niteliğini belirlemek üzere hazırlanan “Angajman Belgesi” ve “Harekat Konsepti” adlı belgelerin taslakları da bunu belirliyor. Belgelerde, bölgeye gidecek olası gücün Hizbullah ile olası bir karşılaşmasında, örgüt üyelerinden silah bırakmalarını isteyeceği, aksi takdirde “silahları zorla bıraktırması” yoluna gideceği kaydediliyor.

Buna rağmen, ilgili ülkeler kararı farklı olarak yorumluyor. ABD Başkanı Bush, barışgücü müdahil olacak derken, Fransızlar imüdaheleci olmayan bir yorum yapmaya özen gösteriyor.

Türkiye’ye ise kaygılarını gizlemiyor. Buna rağmen AKP hükümeti, asker gönderme konusunda fevkalade istekli görünüyor. Bu isteğini de, uluslararası anlaşmalardan ve bölgesel dengelerden kaynaklanan sorumluluklar kapsamında açıklamaya çalışıyor.

Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) da aksi yönde bir görüş ortaya çıkmadığına göre, AKP hükümetinin Lübnan’a asker gönderme konusunda kendisini bağladığını, TBMM’nde de 1 Mart tezkeresi’ndeki benzer bir kazaya uğramamak için önlemlerini alacağını söyleyebiliriz.

Kimin adına görev

Türkiye’nin Lübnan’a asker göndermesi, bütün risklerine karşın kaçınılmaz olsa da bu durum çaresiz bir boyun eğişle kabullenilmemelidir. Büyük bir ısrarla şu soru, en güçlü bir biçimiyle her zeminde sorgulanmalıdır:

Türkiye Lübnan’a Mehmetçiği, BM üyesi ve bölge gücü olmanın sorumluluğuyla mı gönderiyor, yoksa ABD ve yanında İsrail’in çıkarlarına yardım amacıyla mı?

Bu sorunun yanıtını, asker gönderme koşulları belirlenecektir.

Gönderilecek birliğin yapısı ne olacak? Görev bölgesi neresi olacak? Nasıl bir görev kabul edilecek?

Bu konularda MGK’da konuşulduğu belirtilen, komuta görevinin üstlenilmemesi, kalabalık bir birlik gönderilmemesi, Hizbullah’ın silahsızlandırılması gibi çatışma riski olan görevler yerine “insani yardım” faaliyetlerinin yürütülmesi, birliğin muharip yapısının sadece kendi güvenliğiyle sınırlı tutulması gibi önlemlerin Türkiye’nin kırmızı çizgileri olması önemlidir. Bu koşullarla Türkiye, bir olasılıkla kendisi için en az mahzurlu ortamı oluşturabilir.

Nihayet, bu konu TBMM’nde görüşülürken, nihai kararın halk oyuyla belirlenmesi de gündeme gelmelidir. Kuzey Irak’ta kendi ülkesini ve halkını korumak için her türlü riskten kaçınan ve sadece ABD’den himmet bekleyen AKP hükümeti, Lübnan’da riske hangi gerekçeyle giriyor olursa olsun, nihai kararı Türk ulusuna bırakmalıdır.

Bu konuda Türkiye’de yasal bir düzenleme yoktur. Ancak, engelleyici bir hüküm de bulunmamaktadır. TBMM karar alırsa pekala halk oyuna gidilebilir.