Kamusal Alan..ulucgurkan.net

Şub 16 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Star
Kamusal Alan..

Kamusal alan konusunda evrensel gerçeklere göz kapatarak kamplaşma yaratmanın kimseye hiç bir yararı olmaz. Yeterince ve gereğince bilgilenmeden ortaya atılan fikirler de çözüme katkı sağlamaz.



Tartışmayı Adalet Bakanı Cemil Çiçek başlattı. Hukuku “ulema” kültürüyle yorumlayan kimi gayretkeş akademisyenler de hemen üzerine atladılar.

Diyorlar ki, kamu alanı hukuki bir kavram değildir. Sosyolojik, ideolojik ve siyasal bir kavramdır. Sınırı da belirsizdir. Yargının bu kavrama dayanarak türbanı yasaklanması faşizan bir dayatmadır..

Bu söylemde tek bir doğru var. O da, kamusal alan kavramının siyasal ve sosyolojik bir boyutunun olmasıdır.

Kamusal alan kavramı bu boyutuyla, demokrasi kurallarının oluşumu ve insan haklarından sosyal devlete uzanan pek çok toplumsal kazanımın elde edilmesi sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır. Hukuksal bir söyleme dönüşmesi ve hukuksal bir kavram olarak değer kazanması da bu süreçte gerçekleşmiştir.

Günümüzde kamusal alan, hukuksal bir kavram olarak sadece Türkiye'nin değil, bütün dünyanın gündemine yerleşmiştir.

Türkiye'de belirli çevrelerin eleştirmeyi otomatik reflekse dönüştürdüğü “kamusal alan referanslı” Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarının birebir benzerleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) ötesinde, ABD, Fransa, İtalya, İsviçre ve çok sayıda başka demokratik ülkenin yüksek mahkemelerinin içtihatlarına da yansımıştır.

* * *

Dünden bugüne kamusal alan kavramın tanımı ve sınırları da büyük ölçüde değişmiştir. Bu nedenle tartışırken doğru biçimde tanımlanması özellikle önemlidir.

Kamusal alan artık, yüz yıl öncesinin “burjuva alanı” değildir. Açık anlatımıyla, “özel” ve “resmi” alan dışında kalan üçüncü bir “açık alan” olarak algılanmamaktadır.

Son elli yılda gelinen nokta, kamusal alanın “devletin egemenlik yetkisinin kullanımıyla” ilişkilendirilmesidir.

Ötesinde, devletin egemenlik yetkisinin kullanımı da, sınırları ideolojik tercihlere göre keyfi olarak belirlenebilecek bir mekan olarak düşünülmemektedir. İşlevsellik ön plana çıkarılmakta, “kamu hizmetinin yerine getirildiği durum ve görevlere” dikkat çekilmektedir.

Bu nedenle üniversiteleri de kapsayan bir biçimde okullar, bütün dünyada kamu alanı içinde sayılmaktadır.

* * *

Kamusal alan kavramının dünden bugüne geçirdiği anlam değişikliği, sadece Türkiye'ye ve Türkçeye özgü değildir. Son yıllarda üzerinde büyük yetki kavgalarının yaşandığı kamusal alan kavramının bu gelişimi, dünya geneli için geçerlidir.

Bu da, kamusal alana kimin nasıl gireceğiyle ilgili tartışmaya evrensel bir boyut kazandırmaktadır.

Kamusal alanda, yani “devletin egemenlik yetkisini kullandığı, kamu hizmetinin yerine getirildiği durum ve görevlerde” dini simgelerin kullanılmaması evrensel bir kuraldır. Dini simgelerin kamu alanında kullanımının, başkalarının din ve vicdan özgürlüğü üzerinde yönlendirici bir baskı oluşturacağı, bunun da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) aykırılık oluşturacağı kabul edilmektedir.

Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'nin ve Danıştay'ın “kamu alanında dini bir simge olarak türban takılamayacağı” yönündeki kararları, bu evrensel kural doğrultusundadır.

Türbanla ilgili olarak Fransa ve İsviçre yüksek mahkemelerinin de benzeri yasaklama kararları alması, bu arada AİHM'nin bütün bu kararları onaylaması, bu yargıyı doğrulamaktadır.

Bu arada unutmamak gerekir ki, dini simgelerle ilgili yasaklama türbandan ibaret değildir. Fransa ve İtalya'da “haç” da yasaklanmıştır. ABD Yüksek Mahkemesi, okullarda toplu dua uygulamasına geçit vermemiştir.

* * *

Kamusal alan konusunda evrensel gerçeklere göz kapatarak kamplaşma yaratmanın kimseye hiç bir yararı olmaz. Yeterince ve gereğince bilgilenmeden ortaya atılan fikirler de çözüme katkı sağlamaz.

Türkiye'de atılması gereken ilk adım, inancı özel alandan kamu alanına taşımak için ısrardan ve bunu dini simgelerle görselleştirme gayretkeşliğinden vazgeçmektir.