İran'dan Türkiye'ye..ulucgurkan.net

Oca 19 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Star
İran'dan Türkiye'ye..

Türkiye bir tür “ tavşana kaç, tazıya tut” politikasızlığı izliyor. Bu da, İran'a yönelik ABD planlarında “kullanılacak ülke” olarak anılmasına yol açıyor.



“Kırmızı Başlıklı Kız” ın öyküsünü hepimiz biliriz.. Küçük kız, ormanda yaşayan hasta anneannesini ziyaretinde hain kurda yem olur. Ancak, kahraman avcı imdada yetişir ve kurdu öldürüp kırmızı başlıklı kızı kurtarır..

Öyküyü bir de tersinden, kurdun cephesinden okumaya ne dersiniz?

Kurt açlıktan ölmek üzeredir. Yaşamak için kırmızı başlıklı kızı yemek zorundadır. Ancak zalim avcı buna izin vermez. Kurdu öldürür..

* * *

Son günlerde yeniden alevlenen İran'ın nükleer çalışmalarıyla ilgili gelişmeleri, hep ABD, İsrail ve AB cephesinden izliyoruz.

Peki, bu olay İran için ne anlama geliyor? Bu konuda İran için, nükleer silah üretirse dünyayı kana bulayacak “dinci meczupların yönettiği bir ülke” deyip geçebilir miyiz?

Hiç kuşkusuz, olay bu kadar basit değil.. İran'ın çevresi nükleer silahlara sahip ülkelerle çevrili. Rusya ve İsrail'in yanında, Hindistan ve Pakistan'ın da nükleer silah üretecek teknolojik birikimleri var. Ötesinde İran, günümüz dünyasının tek süper gücü olan ABD'nin hedefinde bulunuyor.

Bu koşullarda İran'ın, nükleer silah teknolojisine ihtiyaç duyması son derece doğal. “Amacımız silah üretmek değil, çalışmalarımız bütünüyle enerjiye odaklı” denilse de, bunun sadece bir örtü olduğunu herkes biliyor.

İran nükleer güç olmanın da eşiğinde. İsterse, kısa bir süre içinde nükleer silah üretebilir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Muhammed El Baradey, “Nükleer malzemeleri ve buna paralel silah programları varsa nükleer silaha çok yakınlar” diyor.

Gerçekten, uranyum zenginleştirme teknolojisiyle nükleer enerji tesislerine yakıt sağlandığı gibi, nükleer silah üretimi için gerekli malzemeleri de edinmek mümkün oluyor.

* * *

İran'ın bu saatten sonra durdurulması da çok güç. Bakmayın siz ABD'den ve İsrail'den yükselen tehditlere. İran'a karşı öncelikli bir askeri müdahale için Birleşmiş Milletler şemsiyesinin sağlanması şimdilik mümkün değil.

Varsayalım ki İran, AB'nin önerisi doğrultusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne havale edildi.. Ne olacak?

Herhalde İran'a, nükleer silahlardan vazgeçmesi için bir çağrı yapılacak. Ancak, bunun gerçekleşmesi için Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında askeri bir yaptırım uygulanamayacak. Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisine sahip iki ülkesi, Rusya ve Çin buna yanaşmayacak.

Bu durumda ABD kendi inisiyatifini kullanabilir mi?

Bu hiç de kolay değil. Irak'tan sonra ABD'yi yeni bir maceraya sürüklemeyi Bush'un dahi beceremeyeceğini söyleyebiliriz.

Sürekli “hazırım” mesajı veren İsrail'in İran'ın nükleer tesislerini havadan vurmasına gelince.. AB, Rusya ve Çin, işin içine farklı yaklaşımlarla da olsa girdikçe, bu seçenek hem zayıflıyor hem de sorunu çözmekten çok bölgeyi daha da karıştıracak kanlı bir macera özelliği kazanıyor.

* * * .

Ekonomik ambargo uygulanabilir mi?

Uygulanabilir ama, bu silah kimin elinde nasıl patlar kimse bilemez.. İran'ın Rusya ile ticari ilişkileri oldukça yoğun. Ayrıca İran'da, çok sayıda Avrupalı şirketin de büyük yatırımları var.

Nihayet petrol silahı.. İran dünyanın en büyük dördüncü üreticisi. İhracatını bira kıssa dahi, bu Hindistan ve Çin'i vuracağı gibi Avrupa'yı da sarsar.. İran'ın günlük 2.6 milyon varillik ihracatının yüzde 40'ı Avrupa'ya gidiyor.

* * *

Kabul etmemiz gerekiyor.. İran küresel ve bölgesel dengeleri sarstı. Bu da, hiç kuşkusuz Türkiye'nin yararına olmadı.

Gelinen noktada, küresel bir silahlanma yarışı tetiklenebilir.

Hindistan ve Pakistan, nükleer silah kapasitelerini genişletecekleri sinyallerini veriyorlar. Suudi Arabistan ve Mısır da nükleer teknolojiyi hedefleyen kendi programlarını başlatmayı planlıyorlar.

Peki ya Türkiye?

Türkiye bir tür “ tavşana kaç, tazıya tut” politikasızlığı izliyor. Bu da, İran'a yönelik ABD planlarında “kullanılacak ülke” olarak anılmasına yol açıyor.

Türkiye'nin bu tutumunu değiştirmesi gerekiyor. 7 ve 12 Ocak günlü yazılarımızda da vurguladığımız gibi, nükleer santral kurma takviminin öne alınması bu konuda atılacak ilk adımdır.