Hukuku Hiçe Saymak..ulucgurkan.net

Şub 28 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Star
Hukuku Hiçe Saymak..

Pazar günü İstanbul'da, “kongre üyesi” olduğum Beşiktaş'ın İdari ve Mali Genel Kurul Toplantısındaydım. Burada, son zamanlarda kafamda oluşan bir dizi soruya yanıt bulmayı umuyordum.



Pazar günü İstanbul'da, “kongre üyesi” olduğum Beşiktaş'ın İdari ve Mali Genel Kurul Toplantısındaydım. Burada, son zamanlarda kafamda oluşan bir dizi soruya yanıt bulmayı umuyordum.

Geçmişte sağlıklı olmasıyla övündüğümüz Beşiktaş'ın mali yapısı ne kadar bozulmuştu? Son dönemde büyük bir hızla arttığı söylenen borçlar gerçekte hangi düzeydeydi? Fulya Projesi'nin gelecek 20 yılda 70 milyon dolar olarak hesaplanan gelirlerinin, borçların tasfiyesi gerekçesiyle 40 milyon dolara kırdırılması doğru muydu? Bu sağlıklı bir finansman yöntemi olabilir miydi?

Doğrusu, tartışmaları bütün dikkatimle izlememe rağmen hiç bir konuda tam aydınlandığımı söyleyemem.

Borçların 62 milyon dolardan az olmadığını anladım. Ancak 90-100 milyon dolara kadar tırmanıyor mu, tereddütlüyüm. Denetim Kurulu raporunda tatmin edici kesin bir bilgi verilememesini de yadırgadım. Bu konuda “bilimsel bir çalışma başlattık” denilmesini de pek anlamlı bulmadım..

* * *

Böylesine belirsiz bir ortamda siz olsanız ne yapardınız?

Ben, Fulya Projesi gelirlerin 20 yıl gibi çok uzun bir süre için bugünden kırdırılmasının doğru olmayacağını, bunu yapmanın gelecek yönetimlere haksızlık olacağını düşündüm. Bu nedenle, Fulya gelirlerinin kırdırılması konusunda yönetim kurullarının inisiyatifini “görev süreleriyle sınırlayan” muhalefet önergesine destek verdim.

Bu önergenin “gündeme alınıp alınmamasıyla ” ilgili oylamanın başlamasıyla birlikte, Divan Başkanı Ali Rıza Dizdar'ın tutumu beni şaşırttı. Önergenin ezici bir çoğunlukla benimsenmesine karşın, Başkan Dizdar uzun süre bunu görmezden gelmeye çalıştı. Sonunda genel kurulun iradesine boyun eğmek zorunda kaldı, ancak bunu da genel kurul iradesini keyfince çarpıtarak yaptı.

* * *

Önerge genel kurula, gündemin 6. sırasında yer alacak diye sunuldu. Böyle oylandı ve böyle kabul edildi.

Buna rağmen Divan Başkanı farklı bir uygulama yaptı. Önergeyi, “raporların görüşülmesinin” ardından 8. sırada tartışmaya açtı. Oylamasını ise “aklamanın” sonrasında 12. sırada yaptı. Bu akıl almaz uygulamasını da tüzüğün 15. ve 16. maddeleriyle açıklamaya çalıştı.

Oysa bu uygulaması, tüzüğün de ihlali anlamına geliyordu. Tüzüğün 15/2 maddesi, gündeme eklenecek konuların ancak “seçim, fesih ve tüzük değişikliği” konularında “esas günden maddelerinin” sonrasında ele alınmasını öngörüyordu. Buradaysa böyle bir durum söz konusu değildi.

Ötesinde, Divan Başkanı Dizdar'ın tüzüğün 16. maddesine sığınması da yersizdi. Bu madde, Yönetim Kurulu üyelerinin aklanıncaya kadar oylamalara katılamayacaklarını öngörüyordu. Başkan Dizdar, Yönetim Kurulu üyelerine oy kullandırmak için önergenin oylamasını aklamanın sonrasına bırakarak bu maddeyi de ihlal etti.

Böylece Divan Başkanı, işi olabildiğince uzatıp salonun boşalmasını sağladı. Bununla da yetinmedi. Önergeyi her türlü usul kuralını hiçe sayarak oylattı. Neyi oylattığını, niçin oylattığını salona doğru dürüst anlatmadı, ya da anlatamadı. Tam bir kargaşa yarattı. Genel kurul kararıyla gündeme eklenmiş olan maddede öngörülen önerileri elden teslim almasına karşın yok varsaydı. Kendi kendine anlaşılmaz bir önerge yaratıp bunu oylamaya kalktı. Genel kurul üyeleri ne yaptığını, neyi oyladığını sorgularken de önergenin reddedildiğini ilan etti.

* * *

Beşiktaşlılar bu olayı yargıya taşıyacaklar mı, bilemiyorum. Ancak, aklama konusunda Beşiktaş'ı mahkemelere düşürmemek için İdari ve Mali Genel Kurul gereken sağduyuyu gösterirken, Divan Başkanı'nın tam aksine bir davranış sergilediğini ve yargı kapısını ardına kadar açtığını söyleyebilirim.

Eğer Genel Kurul'da görevli Hükümet Komiseri bütün bu olup bitene gözünü kapatmamışsa, yapılanlar yargıda herhalde bozulur. Ancak ne zaman? Yargı kararı verilinceye kadar Fulya Projesi'nin 20 yıllık geliri kırdırılıp harcanırsa, hukuken geri dönülemez bir noktaya gelinmiş olmaz mı? Bu durumda, Genel Kurul'un açık iradesini hiçe saymış olmanın hesabını kim nasıl verebilir? Yakından tanımasam da, bir hukukçu olarak iyi bildiğim Ali Rıza Dizdar'ın dünden bugüne ne düşündüğünü merak ediyorum..