Geleceğe Güven Kaybolursa..ulucgurkan.net

Nis 11 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Star
Geleceğe Güven Kaybolursa..

Türkiye, uzun yıllara yayılmış gelecek hedeflerini kendisi belirlemeli ve bu doğrultudaki çabalarını öncelikle kendisi sürdürmelidir.

Son günlerde yapılan bazı kamuoyu araştırmaları özellikle dikkatimi çekiyor. Türk halkının kimi konulardaki duyarlılığını ya da duyarsızlığını anlamakta zorlanıyorum.

Önümde, Yunan şirketi Kapa Research 'ın gerçekleştirdiği bir araştırma var. İstanbul ve Atina'da halka, Türkiye'den Finansbank 'ın yüzde 46 hissesinin Yunanistan'dan National Bank of Greece' e satılması konusundaki düşünceleri soruluyor.

Bu olayı Yunan halkı yüzde 73 oranında, Türk halkı ise yüzde 64 oranında olumlu karşılıyor. Her iki halk da, böylece Türk-Yunan ilişkilerinin olumlu gelişeceğini, iki ülke arasındaki gerginliğin azalacağını vurguluyor.

Ancak Türk halkı çoğunlukla, “sermayenin yerlisi yabancısı olmaz, ayrıca yabancı sermaye o millet bu millet diye ayrılmaz” yaklaşımı gösterirken, Yunan halkı farklı bir tutum sergiliyor. Deyim yerindeyse Yunan tarafı, “Biz alıcı olabiliriz, ama satıcı olamayız” demeye getiriyor.

Yunan halkı çoğunlukla, iş yaptıkları bankalar ile alışveriş merkezlerinin, kullandıkları GSM operatörlerinin, seyrettikleri TV'lerin Türkler tarafından satın alınmasına karşı çıkıyor.

* * *

Hangi halk daha gerçekçi? Yunan sermayesine de kucak açan Türk halkı mı, yoksa Türk sermayesine karşı çıkan Yunan halkı mı?

Türkiye'de geniş halk kitlelerinin, özellikle finansman sektöründe yoğunlaşan ekonomideki yabancılaşma sürecine kararlı bir karşı tepki koymaması ne anlama geliyor? Bu tepkisizlik, Türk halkının daha iyi ve daha güzel bir geleceğe ulaşmak için yurt içine dönük umutlarını kaybettiğini, işsizlik sorununu ve yoksullaşma tehlikesini aşmak için gözünü her ne pahasına olursa olsun yurt dışına diktiğini mi gösteriyor?

Şimdilik Anayasa Mahkemesi'nin ilgili kararı üzerine kısmen sınırlandırılmış olsa da, Türkiye'de halkın çoğunluğunun yabancılara toprak satışına belirgin bir tepki vermemesi benzer gerekçelerden mi kaynaklanıyor?

* * *

Türkiye'de halkın, ülkenin kendi iç dinamiklerine olan güveninin büyük ölçüde kaybolduğunu söyleyebiliriz. Geniş halk kitlelerinin AB konusundaki yaklaşımı da bu gözlemimizi doğrulamaktadır.

AB tarafından sergilenen bütün olumsuzluklara karşın, Türk halkının neredeyse üçte ikisi hala AB üyeliğini gönülden destekliyor. Ötesinde halkın yarıdan fazlası, AB üyeliği için Türkiye'nin ulusal ve toplumsal değerlerinin pek çoğundan vazgeçmek zorunda olduğunu da kabulleniyor.

Buna karşın iş “Türkiye üye olabilecek mi” sorusuna gelince, kimse iyimser olamıyor. Büyük çoğunluk, “bir engel çıkarıp bizi üye yapmayacaklar” diye düşünüyor.

Kısacası, Türk halkı geleceğini üye olacağına inanmadığı AB'ye bağlamış bulunuyor. Bunun yanında, kimliğini genelde “muhafazakar” olarak tanımlamasına karşın, AB üyeliği uğruna “ulusal ve toplumsal değerlerin” tartışmaya açılmasına da karşı çıkmıyor.

* * *

Türk halkının bu yaklaşımının anlamı açıktır.

Yurt içi kaynaklı gelecek umutları büyük ölçüde kaybolmuş, Türk toplumu kendisine olan güvenini önemli ölçüde yitirmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki çağdaş uygarlık coşkusunun yerini, yurdun dört bir yanını kanser gibi saran duyarsızlık ve bezginlik almıştır.

Toplumsal gelecek hayalleri unutulmuş, bunun sonucunda bireysel köşe dönmecilik “üstün değer” durumuna getirilmiştir. Toplumda ulusal hedeflerden söz etmek neredeyse ayıp sayılmaya, çağdışılık olarak görülmeye başlamıştır.

Bu ortamda da gelecek umutları, toplumsal ve ulusal değerlerin yozlaşması pahasına, yurt dışında aranır olmuştur.

Türkiye'nin bu endişe verici durumdan biran önce kurtulması kaçınılmazdır. Türkiye, uzun yıllara yayılmış gelecek hedeflerini kendisi belirlemeli ve bu doğrultudaki çabalarını öncelikle kendisi sürdürmelidir. Türk halkı için inanıp güvenebileceği çağdaş gelecek umudu ancak bu koşulla yaratılabilir.