CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ VESAYET ALTINDA MI?ulucgurkan.net

Ağu 6 2007 Etiketler : Uluç Gürkan, İNTERNETHABER
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ VESAYET ALTINDA MI?

Önümüzdeki dönemde Türkiye’yi çok yoğun iç ve dış sorunlar bekliyor. Bu sorunların başında da gemi azıya almış olan terör geliyor.



Korkulan olmadı, TBMM’deki yemin töreninde DTP’li milletvekilleriyle herhangi bir sorun yaşanmadı.

Şimdi sırada Cumhurbaşkanlığı seçimi var..

Bu seçimin sorunsuz aşılması AKP’nin elinde. Uzlaşma mı arayacak, yoksa “Cumhurbaşkanılığı Abdullah Gül’ün kazanılmış hakkıdır” diye dayatma mı yapacak, karar ve sorumluluk bütünüyle AKP’nin..

Bu arada, kararın Gül lehine olması, AKP’yi TBMM’nde zora sokmayacak. AKP’nin adayı kim olursa olsun, MHP ve DTP Cumhurbaşkanlığı seçimine katılacak. Toplantı yeter sayısıyla ilgili bir sorun yaşanmayacak.

Ötesinde AKP, Gül’ü Cumhurbaşkanı seçti diye kamuoyundan da fazlaca tepki görmeyecek. Olası tepkiler de etkisiz kalacak. AKP’nin kamuoyundaki kredisi şu aşamada oldukça yukarılarda..

Ancak, bütün bu avantajlarına rağmen, AKP’nin kendi Cumhurbaşkanını seçmek için dayatması doğru olmayacak. Türkiye’ye yarar getirmeyecek. “Toplumsal mutabakat” gözetilmeden Cumhurbaşkanı seçilirse, Gül’ün yedi yıllık görevi süresince istikrara katkı yapması hiç de kolay olmayacak.

* * *

Denilebilir ki, “Toplumsal mutabakat seçim sandığında sağlandı, AKP yüzde 46 oranının üzerinde oy aldı”.

Evet, AKP’nin neredeyse her iki seçmenden birinin oyunu aldığı doğrudur. Ancak bu, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı için “toplumsal mutabakat sağlandığı” anlamına gelmez. AKP’ye verilen oylar Gül’ün Cumhurbaşkanlığı için “evet” oyu sayılamaz.

Sayılmaya kalkılırsa, bu çarpık mantık AKP’ye verilmeyen yüzde 53 dolayındaki oyun da Abdullah Gül’e “hayır” olduğunu kabul etmemizi gerektirir. Bu da bizi toplumsal mutabakatın çok uzağında, tehlikeli bir çatışma noktasına götürür.

AKP, milletvekili seçimlerinde aldığı oyları TBMM’nde yapılacak Cumhurbaşkanı seçiminin “şekil şartına” dönüştürmemelidir. Genel seçimi, Gül’ün Cumhurbaşkanlığı konusunda bir referandummuş gibi dayatmamalıdır.

Ötesinde, bu dayatmayı meşrulaştırmak için kimi komik hesap hatalarından da kaçınmalıdır.. AKP’nin seçimlerdeki yüzde 46’lık oyu, geçerli oylar 100 kabul edilerek hesaplanmıştır. Dolayısıyla, yüzde 84’lük geçerli oy oranı içindeki AKP oylarının payı yüzde 55’e çıkmayacaktır, yüzde 39’a düşecektir..

* * *

Cumhurbaşkanlığı seçiminin AKP iktidarı ile ülkenin Anayasal kurumları arasındaki ilişkileri germemesi özellikle önemlidir.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bir süredir bu konuyu kafasında tarttığı, ancak sorunu doğrudan kendisi çözmek yerine öncelikle Gül’ün anlayışına havale ettiği anlaşılmaktadır.

Başbakanın duyarlılığı temelsiz değildir. Gül’ün Cumhurbaşkanlığı, başta TSK olmak üzere ülkenin Anayasal kurumlarını endişelendirmektedir. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın “laikliğe sözde değil, özde bağlılık” tarifini yinelemesi bunun kanıtıdır.

Peki, bu endişe nasıl giderilebilir? Giderilmezse sonucu ne olur?

Kuşkusuz, demokratik sürece müdahale tehdidini içeren bir endişe değildir söz konusu olan. Kimi çok bilmiş batılı gözlemcilerin, bu arada ünlü Economist dergisinin, “Erdoğan, Abdullah Gül'ü desteklerse, iktidarı tümden kaybeder” sözleriyle dile getirdikleri askeri müdahale kehaneti tek kelimeyle cahil cesaretidir.

Ancak, önümüzdeki dönemde Türkiye’yi çok yoğun iç ve dış sorunlar beklediği unutulmamalıdır. Bu sorunların başında da gemi azıya almış olan terör gelmektedir.

Bütün bu sorunların aşılabilmesi, terörün 1998-2002 yıllarındaki gibi kontrol altına alınması, devletin zirvesinde “karşılıklı güven ve uyumu” zorunlu kılmaktadır. Bunun sağlanması ise, öncelikle laik ve demokratik Cumhuriyetin temel taşlarıyla ilgili belli endişelerin giderilmesini gerektirmektedir.

Örneğin, seçilecek Cumhurbaşkanı yetkilerini yargının siyasileşmesi yönünde seferber eder mi? Bürokraside Cumhurbaşkanı Sezer’in engellediği binlerce kişilik kadrolaşma atağına yol verir mi? Eğitim kurumlarını “dinini öğretenler ve öğretmeyenler” diye ayıran yasa girişimlerine, eyaletvari yerel yetkilendirmelere karşı duruşu ne olur? “İrticai faaliyetleri” nedeniyle TSK’dan atılanlarla ilgili Askeri Şura kararlarını onaylar mı?

Bunlar, Economist dergisinde yazıldığı gibi “TSK’nın başkalarının işine karışma merakı” değildir. Mutlaka giderilmesi gereken endişelerdir.

Türkiye’nin geleceği güvensizlik ve uyumsuzluk körükleyen belirsizliklere kurban edilmemelidir. AKP bundan kaçınmalıdır.