Bu kaçıncı prova?.ulucgurkan.net

Mar 2 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Star
Bu kaçıncı prova?.

Devletin bütün kurumlarıyla harekete geçmesi ve bölücü teröre karşı Türk ulusunun kararlığını gösterecek güvenlik odaklı yeni politikaları geliştirmesi kaçınılmazdır.

Aynen "perşembenin gelişi çarşambadan bellidir" deyişindeki gibi, PKK'nın fırsatını bulur bulmaz Diyarbakır'ı savaş alanına çevireceği biliniyordu. Terör örgütü bu niyetini, önceki haftaki Nevruz törenlerinde belli etmişti.

Bingöl-Muş sınırında güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada ölen teröristlerin dördünün cenazelerinin Diyarbakır'da defnedilmesi, terör örgütüne aradığı fırsatı verdi. Ancak Diyarbakır valiliği ve emniyeti, öyle anlaşılıyor ki bu tehlikeyi görmedi ve olayları çıkmadan önleyecek caydırıcı güvenlik önlemlerini almadı.

Sonuç ortada.. Diyarbakır polisi, PKK'nın güdümünde sokaklara dökülen bin kadar çapulcunun ortalığı kırıp dökmesine engel olamadı. Danimarka'dan yayın yapmasına izin verilen Roj TV'nin "kepenkleri kapatın" çağrısına uymayan 70 kadar işyeri ile 3 banka şubesi, bir sağlık ocağı ve İnönü Caddesi'ndeki PTT binası, molotof kokteylleri ve taşlarla tahrip edildi.

Önceki günkü olaylar ancak gece geç saatlerde, çevre illerden, özel timden, askeri birliklerden takviye alınarak ve çok sayıda güvenlik görevlisinin yaralanması sonrasında önlenebildi. O da geçici bir süre için..

Dün güneş tutulmasının gerçekleştiği saatlerde biz bu satırları yazarken, Diyarbakır'dan gelen haberler, çapulcuların yeniden harekete geçtiği yolundaydı. Değişik bölgelerde toplanan gruplar güvenlik güçlerine taş atarken, işyerlerini açan esnafları da tehdit ediyordu.

* * *

En azından ben kendi payıma, kimilerinin sakız gibi "sorunu açıkça tartışmaktan, çözüme ulaşmak için demokratik bir proje ortaya koymaktan" söz etmelerinden artık bıktığımı belirtmek istiyorum.

Yanlış anlaşılmasın, tartışmaya ve demokrasinin maddi temellerinin geliştirilmesine karşı değilim. Yıllardır hem gazeteci, hem de siyasetçi kimliğimle bu alanlarda pek çok gevezeden çok daha somut ve çok daha kalıcı katkılarım oldu. Bıkkınlığım ve itirazım, bu takımın olayı sadece tek boyutuyla ele alıp güvenlik boyutunu tümüyle ihmal etmesinden kaynaklanıyor.

Bu yaklaşımın bir süredir hükümet politikalarını da yönlendirdiği gözleniyor. Yurdun dört bir yanında birbirini izleyen gösterilerde, PKK bayraklarının ve Öcalan posterlerinin açılması genellikle görmezden geliniyor. Nevruz'da olduğu gibi buna izin verilmeyeceği söylense de, gereği yerine getirilmiyor.

Yerel olarak da, PKK etkinlikleri konusunda zaaf gösteren vali, kaymakam ve emniyet yetkilileri el üstünde tutulurken, olaylara seyirci kalmayan yöneticilerin yerleri "sorun olabilecekleri" endişesiyle değiştiriliyor.

Bu aymazlığın Türkiye'de büyük bir otorite boşluğu ve güvenlik zaafı yarattığı yadsınamaz.

Bu konudaki son örnekleri anımsayalım.

Hakkari Valisi, Şemdinli olayları sonrasında yaşanan tahriklerde bazı belediye başkanlarının rolü olduğundan söz edince yerinden edilmeseydi, Hakkari Belediye Başkanı TBMM'ndeki Şemdinli Komisyonu'nda "PKK terör örgütü değildir" diyebilme cüretinde bulunabilir miydi?

Diyarbakır Valisi, "Kürdistan'a gidiyorum" diyerek Diyarbakır'a gelen AB yetkilileri ile geçen yıl Diyarbakır'daki Nevruz törenlerinde PKK bayraklarını sallayan yabancı misyon temsilcilerini makamında ağırlayıp onlara halılar-kilimler sunduğunda sahiplenilmeseydi, ya da Cumhuriyet Bayramı'nda Atatürk posterlerinin indirtilmesi nedeniyle ADD yetkilileriyle mahkemelik olduğunda dikkati çekilseydi, önceki günkü PKK tahrikleri bu denli pervasız olabilir miydi?

Şemdinli iddianamesinde hiç bir kanıt olmadığı halde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en tepe noktaları çetecilikle suçlanmasaydı, terör mücadelesinde böylesine zaaf doğar mıydı?

* * *

Diyarbakır'da yaşananlar sıradan ve gelip geçici olaylar değildir. "Katılan sayısı az" denilerek de küçümsenmemelidir.

Bu olay, bir süreden beri yurdun dört bir yanında izlenen PKK damgalı isyan provalarının klasik terör eylemleri olmanın ötesine geçtiğini, ülke bütünlüğünün yanında kent merkezlerinde yurttaşların can ve mal güvenliğini de tehdit eden bir noktaya vardığını göstermektedir.

Cumhurbaşkanı, TBMM ve Hükümet bu konuda seyirci konumunda kalamazlar. Olayı kınamakla da yetinemezler. Devletin bütün kurumlarıyla harekete geçmesi ve bölücü teröre karşı Türk ulusunun kararlığını gösterecek güvenlik odaklı yeni politikaları geliştirmesi kaçınılmazdır.