Irak'ta Kalıcı Barış..ulucgurkan.net

Mar 2 2006 Etiketler : Uluç Gürkan, Star
Irak'ta Kalıcı Barış..

Basında, Irak Anayasası'nda “Bölgesel Kürt Hükümeti” denilen Kuzey Irak'ın tanınacağı yolunda Barzani'ye güvence verildiği yazıldı. Dışişleri Bakanlığı bunu yalanladı.

Irak'ta iç savaş tehlikesi atlatıldı mı?

Bu soruya “şimdilik” yanıtını verebiliriz. Dini liderlerin çağrılarının etkili olduğunu, Şiiler ile Sünniler arasındaki kanlı çatışmaların hala sürüyor olmasına karşın kitleselleşmediğini söyleyebiliriz.

Peki, bu gelişme ne anlama geliyor? Savaş tehlikesinin şimdili atlatılmış olması, Irak'ın parçalanmasını önleyecek kalıcı barışın güvencesi oluyor mu?

Bu konuda iyimser düşünenlerin sayısı giderek azalıyor.

Deniliyor ki, artık Irak'ta ortak bir gelecek planı yapılamaz. Şiiler ile Sünniler arasındaki çatışmalar bütünüyle dursa, bu arada güçlükler aşılıp bir “ulusal mutabakat hükümeti” kurulsa dahi, Irak'ta bir arada yaşama iradesi yeniden oluşturulamaz.

Siyasi partiler, meclis, hükümet, güvenlik kuvvetleri, hepsi etnik ve dini temelde paylaşılıyor. Okullar, hastaneler, hatta yollar etnik ve dini grupların yönetimine bırakılıyor.

Bu koşullarda ülkenin, fiilen Şii, Sünni ve Kürt bölgelerine de ayrılması kaçınılmazdır. Bu durumda da öncelikle Kürtlerin, kuzeydeki özerk yönetimi fiilen bağımsız bir devlet gibi çalıştıracakları kuşkusuzdur.

* * *

Irak'ın kuzeyindeki Kürt devleti bağımsız hale gelirse Türkiye ne yapar? Müdahale mi eder, yoksa kabullenir mi?

Batı basınında, Türkiye'nin Irak'a müdahale edebileceği öne sürülüyor. Ancak Türkiye'nin izlediği politikalar, Batı basınındaki müdahale iddialarını doğrulamıyor.

Türkiye, kağıt üzerinde kalacak olsa da, öncelikle Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması için çaba harcıyor. Korumaya çalıştığı Türkmenlerin ve doğal müttefiki saydığı Sünnilerin yanında, Şiilerle kurduğu bağlantılarda da bu durumu gözetiyor.

Ankara'da ağırlanan Şii Başbakan Caferi ile Ankara'da beklenen Şii lider Mukteda El-Sadr'ın “federalizm karşıtı” oldukları biliniyor. Dolayısıyla kendilerine, Irak'ın toprak bütünlüğü konusunda “telkin ve tavsiyenin” ötesinde Türkiye'nin desteği de verilmiş oluyor.

* * *

Türkiye'nin bu desteği bir işe yarar mı?

Korkarız bu konuda, aynen Hamas olayında olduğu gibi, hem zamanlamada, hem de muhatabın seçiminde yanlış yapılmıştır.

Anımsanacaktır, Hamas olayında Filistin'de hükümetin kurulması beklenmediği gibi, muhatap olarak da Hamas'ın siyasi kanadı yerine askeri kanadı seçilmişti.

Irak'ta da, Caferi'nin ziyareti için yeni hükümeti kurması beklenmedi. Muktada El-Sadr yanlılarının desteğiyle Şii ittifakının kendisini bir oy farkla başbakan adayı olarak belirlemesi yeterli bulundu.

Oysa bu gelişme Caferi'nin mutlaka hükümet kurabileceği anlamına gelmiyor. Sünniler blok halinde Caferi'nin başbakanlığına karşı çıkıyor. Kürtler de fazla gönüllü görünmüyor. Halen Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Talabani'nin Caferi'nin Türkiye ziyaretini yasa dışı ilan etmesi bu gönülsüzlüğü yansıtıyor.

Bu koşullarda Caferi, bir hükümet kurabilse dahi, “güvenoyu” için Irak Anayasası'nda gerekli “üçte iki” çoğunluğu elde etmek konusunda şimdilik umut vermiyor.

Türkiye, Caferi ve Muk tada El-Sadr ziyaretleriyle Irak'ta aktif politika görüntüsü yaratmaya çalışıyor ama, Irak'ın toprak bütünlüğü konusunda bindiği dalın kesilmesi tehlikesiyle de karşı karşıya bulunuyor.

* * *

Ne dersiniz, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta Barzani yönetimiyle kurduğu ilişki Irak'ta toprak bütünlüğünün korunamaması tehlikesine karşı bir önlem arayışı mı? Caferi hükümet kuramaz ve Irak parçalanma sürecine girerse, başında Barzani'nin bulunduğu Kürt devletinin tanınmasına mı hazırlanılıyor?

Basında, Irak Anayasası'nda “Bölgesel Kürt Hükümeti” denilen Kuzey Irak'ın tanınacağı yolunda Barzani'ye güvence verildiği yazıldı. Dışişleri Bakanlığı bunu yalanladı. Ancak Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “Irak halkının evet dediği bir sisteme biz de evet deriz” sözleriyle kendi bakanlığını yalanlayıp Irak Anayasası'nda yer alan Kuzey Irak'taki “Bölgesel Kürt Hükümetine” hayır denilmeyeceğini açıkladı.

Türkiye, kimin, neyi ve niçin yaptığı belli olmayan böylesi bir “tavşana kaç, tazıya tut” dış politikayı hak etmiyor.