YAŞAYAN LOZAN

4

Yaşayan Lozan

 

Lozan Antlaşması Türkiye’nin kurtuluşunun ve uluslararası varlığının güvencesidir.

Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri Lozan’da, Türkiye’nin bağımsızlığını ve eşit egemen bir ulus devlet olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Antlaşmanın önsözünde yer alan “taraf devletlerin bağımsızlığına ve egemenliğine saygı gösterilmesi” ilkesi bu durumu belgelemektedir.

Lozan’da gerçekleşen olay tarihin yeniden yazılışıdır. Osmanlı Devletinin parçalanıp yok olması anlamına gelen Sevr Antlaşması yırtılıp tarihin çöp sepetine atılmıştır. Böylece, Anadolu içlerinde küçük bir toprak parçasında Türkler için öngörülen “yarı sömürge” düzenine son verilirken, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü sınırlarında bir dünya devleti olarak yeniden doğumu onaylanmıştır.

Atatürk’ün Nutuk’ta Lozan Antlaşması’nın neyi engellediği ve neyi gerçekleştirdiğiyle ilgili şu sözleri, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıyım diyen herkesin hafızasına kazıması gereken değerdedir:

Muhterem Efendiler, Lozan Barış Antlaşması’nın ihtiva ettiği esasları, diğer barış teklifleriyle daha fazla mukayeseye mahal olmadığı fikrindeyim. Bu antlaşma, Türk milleti aleyhine yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir.”

Lozan için, dönemin İngiltere Başbakanı Lloyd George: “Lozan, İngiltere’nin bu zamana kadar imzaladığı antlaşmaların en alçaltıcısıdır” derken, ünlü İngiliz tarihçi Toynbee şöyle konuşur:

“Hemen hemen her konuda Türk ulusal istekleri, Lozan’da müttefikler tarafından kabul edilmiştir. Ve dünya tarihte esi olmayan bir olayla karsılaşmıştır. Yenilmiş, parçalanmış bir ulusun, bu harabe içinden ayağa kalkması ve dünyanın en büyük ulusları ile tam eşit koşullar içinde karsı karsıya gelmesi ve Büyük Savaşın bu galiplerini dize getirerek her isteğini kabul ettirmesi şaşılacak bir şeydi.”

Lozan kazanımının temelinde bu ülkenin kurtuluşu ve kuruluşu için dökülen kanların bulunduğu gerçeği de bu bağlamda daima hatırlanmalıdır.

 

* * *

Lozan Antlaşması’nın her yıl 24 Temmuz’da özümsenerek kutlanması özellikle önemlidir…

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra “küreselleşme” eğilimlerinin yükselişe geçmesiyle birlikte, ulusal egemenlik, bağımsızlık ve ulusal ekonomi gibi kavramlar, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sorgulanmaya başladı. Bu kapsamda, Kurtuluş Savaşı sonrasında Lozan’da Atatürk ve İnönü önderliğinde bütün dünyaya kabul ettirdiğimiz kazanımlar ve Cumhuriyet’in temel ilkeleri de tartışmaya açıldı. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının kimliklerine, tarihlerine ve çağdaş uygarlık değerlerine yabancılaştırılması için, deyim yerindeyse “içli dışlı bir seferberlik” ilan edildi.

Diyorlar ki, Lozan başarı değildir. Atatürk ve İnönü Lozan’da barış hayaliyle dayatılan her ödünü vermiştir. Kerkük ve Musul ile Batı Trakya böylece terk edilmiştir. Yanı sıra, Kıbrıs ile 12 adadan vazgeçilmiştir. Dış borçlar da silinememiştir…

Osmanlı hayaliyle yanıp tutuşan kimi iç ve dış çevrelerin Lozan’ı “ver kurtul” olarak küçümseyip Sevr’i “daha gerçekçiydi” diye Vahdettin ile birlikte yüceltmeye çalıştıkları bu ortam, Türkiye’nin ulus devlet varlığını ciddi olarak yaralıyor. Türkiye hem bağımsızlığından, hem de Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinden ödün vermeye zorlanıyor.

Sanki Lozan’da İnönü’ye“Memnun değiliz Lozan Antlaşması’nın müzakeresinden. Hiç bir dediğimizi yaptıramadık. Reddettiklerinizin hepsini cebimize atıyoruz. Harap bir memleket alıyorsunuz, bunu kalkındırmak için mutlaka paraya ihtiyacınız var. Bu parayı almak için gelip diz çökeceksiniz. Cebime attıklarımın hepsini çıkaracağım size. Hepsini vereceğim size” diyen LordCurzon’un hayaleti dolaşıyor tepemizde…

* * *

 

Birileri tarihi yeniden, ama bütünüyle çarpıtarak yazmayı deniyor… Osmanlı’nın 19uncu yüzyıldaki toprak kayıplarını hiç mi hiç umursamıyor. Kıbrıs’ı da, 12 adayı da “kaybedilmemiş toprak” sayıyor.

 

Bunlar, Birinci Dünya Savaşı’nı dahi görmezden gelebiliyor. Dolayısıyla Sevr diye bir dertleri yok. Türk varlığının İç Anadolu’da üç-beş vilayete hapsedilmesi de onlar için sorun değil… Sorunları, kurtuluşu gerçekleştirenlerle ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun maddi temelini oluşturan Lozan Antlaşması ile…

 

Tarih kimsenin yalancı tanığı olamaz. Lozan, o günün koşullarında Türkiye’nin yapabileceği en iyi antlaşmaydı. O kadar iyiydi ki, “Türklere gereğinden fazla ödün verildiği” gerekçesiyle ABD Lozan’ı onaylamayı reddetmişti…

 

Lozan’da Atatürk ve İnönü, işgalcilerin sökülüp atıldığı tek bir karış toprağı pazarlık konusu yapmamıştır. Türkiye haritası, kurtuluş savaşının bitirildiği noktalarda çizilmiştir.

 

Lozan Antlaşması buna rağmen aşağılanmaya çalışılıyor. Bu olay, sadece tarih ve uluslararası ilişkiler cehaletiyle açıklanamaz.. Türkiye’nin kurtuluş ve kuruluşuna olan inancın zedelenmesi amacı ortadadır.

 

* * *

Lozan’ın özümseyerek yaşatmak kutlanması, Türkiye Cumhuriyeti’ni Osmanlı gibi “hastalıklı” ve “ikinci sınıf” bir devlet konumuna düşürüp parçalamayı hayal eden Lord Curzon artıklarına, Türk ulusunun vereceği güçlü bir “hadi canım sende”çıkışı olacaktır.

Türk ulusunun bu çıkışını, içimizde yaşayan kimileri umarız “Sevr paranoyası” yaftasıyla küçümsemeye ve “ırkçılığın yükselişi” suçlamasıyla aşağılamaya yeltenmezler. O paranoyayla asıl kendilerinin malul olduğu, Ermeni iddialarına ve bölücü teröre verdikleri belirgin destekle kanıtlanmıştır. Avrupa ve Amerika’daki dostlarıyla birlikte bütün iplikleri pazara çıkmıştır.

 

Biz artık onları boş verelim. Dünyanın neresinde olursak olalım, alalım elimize bayrağımızı, en yakınımızdaki “Lozan 2016 kararlılığına” katılalım.  Ulusal devlet varlığımızı dost düşman bütün dünyaya gösterelim…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.